YAĞMUR BAŞLADIĞINDA EVDEN KOŞARAK ÇIKAR YAZLIK SELÇUK SİNEMASINA GİRER, YAĞMUR ALTINDA FİLM SEYREDERDİK.

Zindankale katlı otoparkının karşısındaki İşhanı ve Kız yurdunun olduğu yerde yazlık Selçuk Sineması vardı. Yabancı filmleri gösterirdi. Sanat Okulu’na gidip gelirken her gün bu sinemanın önünden dört sefer afişlerine ve resimlerine bakarak geçerdik.

Sinema giriş ücreti o yıllarda galiba 1 lira idi. Ama ona ayıracak paramız olmadığı için sinemaya gidemezdik.

Nisan ayında yazlık sinemalar açılır, Ekim ayında kapanırdı. Açılma ve kapanma aylarında çok yağmur yağardı. Yağmur yağmaya başladığı akşamlar biz evden koşarak çıkar soluğu Selçuk Sineması’nda alırdık.

Film seyreden insanlar yağmurdan ıslanmayalım diye sinemadan çıkıp evlerine giderken, kapıyı kontrol eden olmadığı için bizde sinemaya girer, tahta sandalyelere oturur, yağmur altında filmi kaldığı yerden zevkle seyretmeye başlardık. Bazen iki fimi birden… Bir filmin tamamını seyrederdik. Bu süre içerisinde yağmurdan iliklerimize kadar ıslanırdık ama değerdi. Hani bir söz var, “Aylak sirke baldan tatlı olur” misali ücretsiz filim seyretmek çok çok zevkli idi.

“Tobi Cambazhane Çocuğu” isimli bir flimi baştan sona kadar hiç durmayan yağmur altında seyretmiştik. Çok hoşumuza gitmişti, hala hatırlarım bazı sahnelerini. Öyle ki eve geldiğimizde sanki elbiselerimizle suya atlamış gibi ıslanmışız da, haberimiz olmamış.

Sinema içerisinde seyircilerin attığı o günün yarım biletlerini toplardık. Bir gün sonra serisi tutan yarım biletle tekrar sinemaya ücretsiz giriliyordu.

Hem kendimiz için, hem de mahalledeki arkadaşlar için yarım biletle bir gün sonra tekrar sinemaya gider filmleri baştan sona kadar tekrar ücretsiz seyrederdik.