Elbette her mevsimin kendine has güzellikleri var. Ama kışın en güzel günleri Ülkemizin büyük bölümüne ve Konya’mıza lapa lapa yağan kar hepimize büyük mutluluk verdi.
İnsan yaşlanınca, bir taraftan gücü kuvveti azalıyor, diğer taraftan kendimizde oluşan çeşitli rahatsızlıkların tedavisi ile uğraşmaktayız.
Ama torunlarımın istekleri karşısında onları mutlu etmek birlikte olmak için Başara Kavak köyümüze gitmeye karar verdik.
Kentleşme ve modernleşme ile birlikte aile büyüklerinin fonksiyonlarında önemli bir daralma ve değişmeye rağmen, büyük baba, dede, büyük anne nine ve torunlar arasındaki bağ her zaman için daha artmıştır.
Nitekim ailede dede, nine torun arasındaki ilişkinin en iyi tanımlaması atasözlerimizde kendini göstermektedir.
“Evlat sermaye ise torun kardır” “Evlat ceviz ise torun ceviz içidir” sözlerinde en güzel ifadesini bulan bu ilişki biçimi toplumuzda kuşaklar arası yapıyı yansıtmaktadır.
Şimdinin dede ve nineleri kendi çocuklarını büyütürken ana-baba olmanın sorumluluğu, tecrübe eksikliği, yaşanılan dönemin yoğunlukları gibi faktörlerin etkisiyle kendi çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenememiştir.
Ailede, aile büyüklerini ilgisi, sevgisi ve tecrübeleri ile büyüyen çocukların paylaşma, yardımlaşma, sevgiyi yansıtma gibi olumlu değerlere sahip oldukları görülmüştür.
Her Cuma akşamı bizim evde çocuklarım’la, torunlarım’la birlikte babaanne, anneanne günü için birlikte oluruz. Birlikte yemek yenir torunlar biri biriyle haftalık özlemlerini giderirler.
Evde Bigisayarda, tablette karşılıklı oyunlarla birlikte saklambaç dahil her türlü oyunu oynarlar.
Evlerine gitmeden önce torunlarıma yaşına, sınıfına, okulda yapacağı masrafları da göz önüne alarak hepsine ayrı ayrı haftalıklarını verir onlarda ellerimi öper vedalaşırız.
Bu pazara günü köyümüze 5 km uzakta olan Dilkimi (Tilki İni) deresine gittik. Eski dönemlerde insanların yaşadığı bir çok in ve mağaraların bulunduğu tarihi bir yer. Dağın kuzey (guzey) tarafında karın henüz erimediği için her yer benbeyaz dı.
Bunu gören torunlarımız sevinç içerisinde karda oynamaya, kaymaya başladılar.
Hiç düşündünüzmü bir insan doğup büyüdüğü toprakları niçin çok sever. Doğup büyüdüğümüz bu yerlerin dağları, yaylaları, çeşmeleri, pınarları ayrı bir güzellikte görünür.
Doğup büyüdüğümüz bu toprakları
gördüğüm zaman bana iç geçirtir çocukluk ve gençlik yıllarımı hatırlatır.
Hayatımızın son deminde torunlarımızla geçirdiğimiz günlerde onların sevgi ve mutluluğu ile yeni ve taze bir güç kazanız.
Dedeler, nineler için torunlar yaşamımızın en güzel meyveleridir,neslin devamının, soyun sürdürülmesinin en önemli kıymetleridir.
Sanayileşme ve kentleşme ile bağlantılı olarak yaşanan köklü yapısal değişiklikler aile kurumunu da etkilemiş, birkaç kuşağın birlikte yaşadığı geniş ailenin yerini, çekirdek aile almıştır.
Büyük anne ve büyük babalar torunları ile aynı çatı altında olmaktan uzaklaşmış, birliktelikleri belirli günlerle ve zamanla sınırlanmıştır.
Bu yerde 60 yıl önce at yaydığımızı, otlattığımızı hatırlayarak torumlarıma anlatmaya başladım. Sabahleyin erkenden kalkar rahmetli annemin hazırladığı azık torbasını alır atların birisine ben diğerine kardeşim Osman binerdik. 5 km lik mesafede atları tırıs veya dörtnala koştururarak Dilkimi’ye varır atları çayıra zincirle ön ayğından bağlar sikke ile yere çakardık.
Akşam olunca atlara bineceğiz ama boyumuz atlara binmeye yetişmediği için atları bir ağaca bağlar, ağaca çıkıp atların üzerine atlardık. Ailemize yardımcı olduğumuz, atların karnını doyurduğumuz için mutlu bir şekilde köye dönerdik.
Bu hatıralarımı ve anılarımı torunlarıma anlattım, onlara gösterecek köyümüzde ne at nede eşek kalmadı, ama onların yerini nerede ise her evde traktör veya otomobil almış.







