ÇERÇİ VE ÇERÇİ EŞEĞİ

     Bu gün akrabamın çoçukları sünnet oldu, bu vesile ile Sultas köyüne gittim. Yıllar önce bu köyün büyük çoğunluğu ÇERÇİLİK yapmaktaydı. Çerçi kelimesi günümüzde çoğu kişilerde bir mana ifade etmiyor olabilir. Benim gibi 60-70 yıl öncesi çocukluk yıllarını köyde ve yaylada yaşamış eski kuşaklar çerçiyi ve çerçiliği çok iyi hatırlarlar.
     Üç pınar yaylamıza çoğunlukla Sulutaslı çerçiler bir veya iki eşekle gelir boncuk, İğne, lastik, makes, bıçak, tuhafiye malzemelerinin yanında kırık leblebi, kuru üzüm, İncir, keçiboynuzu, iğde, kaba şeker (Mevlana Şekeri), sorma şeker (akide şekeri), lokum, bisküvi, gibi yiyecekleri satmak için getirirdi.
     Eşeklerinin sırtından indirdikleri malzemelerini alıcıların görmesi için yayar müşterisini beklemeye başlardı. Erkek çocuklar olarak en çok almak istediğimiz kemik saplı açılır kapanır bıçaklardı. Bunun için koyunların yattığı ağılda, suvatta dökülen yünleri toplar biriktirir çerçilerin gelmesini beklerdik.
     Yaylada alışverişlerin büyük çoğunluğu yün, tiftik ile takas üsülü yapılırdı. Çerçi verdiğimiz yünü kollu terazisinin içine koyar tartar kendince hesabını yapar. Satacağı leblebi, üzüm, şeker, lokum gibi yiyecekleri de terazinin diğer kabına koyar, diğer gözüne de gramını atar tartardı. Çerçiler hem alırken hem satarken kazandıkları için hiç zarar etmezler. Önce eşek sonra at kullanan çerçiler daha sonra pikap kullanarak bu işi profosyonelce yapmaya başladılar.
     Çerçilerin kullandığı eşeklerin büyük çoğunluğun dişi olur. Çünkü daha uysal yolda sahibinin isteklerine uygun üzerindeki yükü çok iyi taşırlar. Erkek eşekleri yolda gördüğü diğer eşeklerin peşinden gittiği için üzerindeki yükü atma riski çok fazla olduğu için tercih edilmiyordu.
Yaylada yaşayan bizler çerçilerin gelmesini alış veriş yapmayı beklerken bizim kara erkek eşeğimiz de çerçilerin dişi eşeklerini beklerdi. Çayırda otlayan çerçi eşeklerine çevreyi tanıtmak en iyi otun nerede olduğunu göstermek bizim kara eşeğin vazifesiydi.
     Eşeklerin birlikte gezmesi sonucu bir yıl sonra eşeklerin sıpalarının olacağı bildiği için çerçilerde bizim yaylaya gelmekten çok mutlu olurlardı .
     Yaşadığımız zaman dilimi ise bilgisayar, internet, teknoloji çağı ya da dijital çağ olarak ifade edilmektedir. Bu sayede mesafeler kısalmakta görüntülü iletişim kurulmakta.
     Eski kuşaklar çerçiyi, çerçiciliği çok çok iyi hatırlarlar. Ama yeni nesiller bu kelimenin bir anlam ifade edip etmediğini tam olarak bilmemekteler. Sadece çerçicilik değil, daha nice meslekler çağa ayak uyduramadığı için eriyip yok olmakta.
     Köyde en geçerli mesleklerden nalbant, bakırcı, kalaycı, semerci, demirci, saraç gibi meslekler yok olmakta.
Bu gün geçmişe bakarak düşünüyorum da o gün yaylaya gelen çerçiden aldığımız üzüm, şeker, leblebi, inciri yedikten sonra, buz gibi akan pınarlardan yüzü koyun yatarak içtiğimiz suyun verdiği mutluluğu, heyecanı yeni açılan bir avm’yi gezerken hissedebilmemiz mümkün değil.
     Ya da dünyanın öbür ucundaki bir sanal mağazaya internetten sipariş verdiğimiz ürün kargo ile kapımıza geldiğinde çerçiden aldığımız bıçak kadar bizi sevindirebiliyormu ?
     Kuşaklar arası iletişimin kopma noktasına geldiği bu yüzyılda, kaybolan değerlerin, mesleklerin, isimlerin bir şekilde onlara hatırlatılması gerekir düşüncesindeyim.