Bu gün beni ve torunum Ali Kemali Oğlum Mustafa önce köye sonra Ketenlik üç pınar yaylamıza götürdü. Karlar erimeye başlamış Pınarlar yıllarca kaynadığı yerlerden çıkmış.
Sarı çiğdemler açmış ama daha menekşeler açmamış.
Köy ve yayla ile ilgi yazımı sizlerle paylaşmak istedim.
Bazı arkadaşlarımın yazılarımın çok uzun olduğundan bahsettiler ama hatıra ve anılar bir bir yaşandığı şekilde anlatılır. Özet olarak hatıra ve anı anlatılmaz ki.
Hiç düşündünüz mü bir insan doğduğu toprakları niçin bu kadar çok sever. Doğup büyüdüğü bu topraklarda ne vardır ki, aklımıza düştükçe bize iç geçirtir, bizi kendine çeker.
Doğumla birlikte annemizle olan göbek bağımız kesilir ama dağında, taşında yaylasında, tarlasında, harmanında geçirdiğimiz anılarımızla köyümüzü hep özleriz.
Acı tatlı anılarımızla birlikte Nine, Dede, Ana, Baba, Bacı, Kardeş başka nelerimizi gömmedik mi bu topraklara. Yüreğimde ince bir sızıyla, dilimden ince bir nağme dökülmeye başlar.
BENİ KÖYÜMÜN YAĞMURLARINDA YIKASINLAR YIKASINLAR !
Köye her gidişimde köy sınırlarına yaklaştığımız zaman dağını, ovasını, akar sularını, pınar ve çeşmeleri gördüğüm zaman bana bir başka güzellikte görünmeye başlarlar.
Konya’ya giderken pancar veya kavak yüklü kamyonun açık kasasında düşmemek için sıkı sıkıya sarılarak kar yağmur yağarken dahi aynı açık kamyon üzerinde yaptığım iliklerime kadar ıslanarak geçtiğim yolculuğumu o zor okul günlerimi hatırlarım.
Köye gittiğimde ziyaret edeceğimiz iki gurup insan var, yerin altındakiler ve yerin üstündekiler. Hatta beni köye çeken, beni kendine çağıran, öyle zannedildiği gibi yerin üstündekiler değil de genellikle alttakilerdir.
Kara toprağın bağrındaki yatan kişilere ise sadece dokunmak kalır mezar taşlarına. Ellerimiz gezinir kabrin üzerindeki otları temizlerken bir çocuğun saçını okşar gibi, yavaş yavaş yolar dua ederiz.
Benim çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın bir kısmının geçtiği bu köyümde ve yaylada şehirden uzak sessiz temiz havası, soğuk suları, o buram buram kekik kokan dağları, patikalı yolları, kuş sesleri eşliğinde ırmaklardan akan pırıl pırıl suları yer yüzüne fışkıran pınarları görünce gençliğimi hatırlıyorum.
Ketenlik boğazındaki üç pınar yaylamız Başarakavak köyünün ve çevrenin en güzel yaylası olmasının sebebi ve özlelikleri:
Başarakavak köyünden uzaklığı 13 km. Konya’dan uzaklığı ise 48 km dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1700- 1750 metre. Konya’nın deniz seviyesinden yüksekliği 1016 metre olduğuna göre yaylamızı etrafı ormanlık dağlarla çevrili düz bir arazide büyük dedelerimiz tarafından kurulmuş.
Bir kilometrekare alan içerisinde yıllarca aynı yerlerden yer yüzüne çıkan Baş pınar, Gazzegilin pınarı, kötü Musagilin pınarı, Üç pınarlar olmak üzere 8 adet pınarı mevcut.
Yaylanın etrafında yine Hacı Osmangil sülalesinin tapulu ekilen tarım yapılan dümdüz tarlalarımız var. Büyükbaş hayvanların yayılması için dağlarda geniş otlakları ve çayırları mevcut.
Diğer özelliği Baş Pınar Ketenlik çayının ilk çıkış noktası olup Bizans’lar tarafından yapıldığı söylenen eğri ırmaktan akarak yayladaki diğer pınarlardan çıkan sular ile birleşerek Ketenlik çayı oluşmakta.
Başarakavak köyünün ekili arazilerinin büyük kısmı ketenlik üç pınar yaylasından çıkan kapalı sistemle sulanıyor. Ayrıca Ketenlik yolu üzerinden kaynayan Meme oğlu pınarı da Başarakavak Köyünün içme suyunu karşılamakta.
Ketenlik çayı üzerine eski yıllarda muhtelif yerlerinde kurulan 60 yıl öncesine kadar bir çoğu faal olarak çalışan 8 adet su değirmeni de Ketenlik Üç Pınar yaylasından çıkan sularla çalışmaktaydı.
Altınapa barajını besleyen suların en büyüğü yine Ketenlik çayından ve çevresinden gelmekte. Altınapa barajı yapılmadan önce de Konya’nın, sulama suyu ihtiyacının büyük kısmını karşılayan meşhur Meram Bağlarını ve çevresinin sulayan sular yine Ketenlik Üç pınar yaylasından çıkmakta.
1985 yılından itibaren Altınapa barajından gelen Akyokuş arıtma tesisinde arıtılıp Konya’nın içme suyunun yüzde 25 karşılamakta.
Yıllarca önce yapılan Dere hidroelektrik santralı da bu suyla çalıştı Konya’nın elektrik ihtiyacını uzun yıllar karşıladı halen elektrik üretmeye devam etmektedir.
KETENLİK ÜÇ PINAR YAYLAMIZ YIKILMIŞ ÖREN VİRAN OLMUŞ
Yaylamıza köyden akrabalarımız dahil 15 yıldır kimse çıkmadığı için evler boş kaldı. Boş kalan yaklaşık 15 yayla evi ile birlikte büyük ağıl yıkılmış geriye taşları kalmış. 30 yıl önce elektrik enerjisi getirttirmek için epey uğraş verdiğimiz yaylamızın elektrik trafosunu, tellerini, direklerini, hırsızlar çalmış.
Bizim yıllarca ailemle birlikte yaşadığımız tek odalı yayla evimizin yıkılmayan bir duvarı ve küçük penceresi kalmış. O duvar ve pencere benim hatıralarımı, gözümde canlandırmaya yetti.
Belli bir yaştan sonra insanda oluşan fiziki değişimler sonunda durağan bir yaşama geçeriz. Ama doğup büyüdüğümüz köyümüze, yaylamıza gittiğimiz zaman yaşadığımız yerlerin dağlarını, ormanlarını, pınarlarını, yemyeşil çayırlarını, tarlalarını görünce hatıraları, anıları gözünün önüne gelir, yeniden canlanır ve insana yeni bir güç ve enerji gelir.
Koyun ve kuzu çobanlarının yattığı yıllara meydan okuyan ağaçlar ayakta ölür sözünün canlı göstergesi söğüt ağacının altına sandalye ile oturdum.
Baş pınardan kaynayan Bizans’lar tarafından yapıldığı söylenen 2 kilometre uzunluğunda eğri ırmaktan akar yaylaya gelir. Bu ırmakta suyun akış hızı çok düşük olduğu için hayvanların rahat su içmesine sağladığı gibi etrafınında yemyeşil olmasını sağlardı.
Sandalye üzerinde otururken çoçukluk yıllarımındaki anılarımı tekrar hatırladım. Koyunlar sağıldıktan sonra yaylanın yakınında kuzu sürüsü ile bekleyen kuzu çobanına al gel al gel diye bağırmamızı hatırladım.
Kuzuların analarına kavuşması için biri biriyle yarış edercesine koşmalarını melemelerini hatırladım.
Kuzular önce analarının bulunduğu yayla evini bulur oraya girer, kuzular ve koyunlar birbirlerini bulmak için melemelerini, daha sonra anaları kuzuların arkasını koklamak suretiyle yavrusu olup olmadığını kontrol ederek emzirmeye başlamalarını hatırladım.
Yayla önünde çayırlarda yayılan eşekler içerisinde kendine has ses tonu ve bestesiyle bizim eşeğimizin anırmasını yaylanın köpekleride uluyarak ona eşlik edip vokal yapmasını hatırladım.
Çayırda zincirle çakılı olarak yayılan atlarımızın su istedikleri zaman kişnemesini hatırladım.
Sağılan sütlerin kaymağını ayırmak için süt evinde süt makinesinin kolunu yoruluncaya kadar çevirdiğimi hatırladım.
Yaylada arıların çiçekten çiçeğe konmasını, çayırlarda renk renk uçan kelebekleri, üç pınarın gözünden yüz üstü yatarak buz gibi soğuk su içmeyi, tandır ekmeği üzerine sürülmüş taze kaymak yediğimi hatırladım.
Çayırlarda at ve öküz yayarken yanık yanık kaval çalmayı türkü söylediğimi hatırladım.
Köyden yaylaya giderken yollarda yağmurda, çamurda, karda kağnı arabası, at arabası üzerinde veya eşek, at üzerinde giderken ıslanıp etrafa yayılan toprak kokusunu hatırladım.
Yaylaya geldiğim zaman ocak başında ıslak giysilerimi kuruturken post üzerinde tatlı tatlı uyuduğumu hatırladım.
Tarlalarımızın baş düşmanı gelenileri su ile tutmak veya sapan taşı ile vurmak için verdiğimiz mücadeleyi hatırladım.
İkmale kaldığımız derslerimizi çalışırken saatimiz olmadığı için zamanı yaş üzerine güneşin gölgesinin geldiği zamana kadar çalıştığımızı hatırladım.
Ders aralarında kendimize verdiğimiz aralarda don lastiğinden yaptığımız sapanlarla bastırık ve çevresinde kara sinek avladığımı hatırladım.
Köyden ayrılalı 60 yıl oldu ama fırsat buldukça çoçuklarım ve torunlarımla birlikte köyümüzü, yaylamızı ziyaret eder anılarımı, hatıralarımı geçtiği yerlerde onlara anlatmaktan zevk alırım.
Nerelerde nasıl yaşadığımızı bir yerlere gelmek için verdiğimiz mücadeleyi onların da bilmesi için anlatırım.
İlk okul arkadaşlarımla, köylülerle köy meydanında sohbet etmeyi onlarla çocukluk yıllarımızdaki hatıraları karşılıklı anlatmak ve dinlemekten büyük zevk alırım.
Bu günkü yayla gezimde hatıralarımı ve görüşlerimi sizlerle paylaşma çalıştım.




