KARDEŞİM OSMAN İLE BİRLİKTE KAVAL ÇALMAYI, TÜRKÜ SÖYLEMEYİ, BABAMIN İSTEĞİ İLE KENDİ KENDİMİZE ÖĞRENDİK.

Babam “İlkokulu bitirdikten sonra Konya’da Sanat Okulu’na gideceksiniz. Şehir çocukları gözü açık olur, onların içerisinde ezik kalmayın. Öne çıkmanız için türkü söylemeyi kaval çalmayı öğrenin” dedi. “Biriniz kaval çalsın, diğeriniz türkü söylesin”

Bunun üzerine ikimizde kendi kendimize hem kaval çalmayı hemde türkü söylemeyi iyi öğrenmiştik.

Köyde öküz yayarken, at otlatırken, eşek üstünde tarlaya azık götürürken, kavalımız yanımızda günün sevilen türkülerini birimiz çalar diğerimiz söylerdi.

Bataryalı lambalı bir radyomuz vardı, büyük pillerle çalışırdı. O yıllarda 6 büyük pille çalışan 45 devirli küçük plakları çalan pikaplar yeni çıkmıştı. Köyde birkaç kişide vardı, biri de Konya Şeker Fabrikasında çalışan Hasan Bağ Bozan’dı. (Kötü Hasan) Radyodan veya pikaplardan duyduğumuz türküleri hemen makamı ile ezberler öğrenir söylemeye başlardık. Bizim müziğe karşı kabiliyetimiz ve sesimiz iyiydi. Dinleyenler aynı radyoda söyledikleri gibi çalıyor ve söylüyorlar derlerdi.

1958 yılında aldığım kavalımı aradan 59 yıl geçmesine rağmen hala büromdaki masamın gözünde saklarım. Efkarlandığım zaman çocukluğumu hatırladığımda kaval çalarım.

Rahmetli babamın çok sevdiği “Uçun kuşlar uçun sılaya doğru”, “Ham meyvayı kopardılar dalından”, “Aman mor koyun meler gelir”, “Tuna nehri akmam diyor”, “Zeytinyağlı yiyemem aman”, “Burası Muş’tur yolu yokuştur” türkülerini çalar söylerdik.

58 yıl önceki kavalımın resmi, hâlâ saklarım.
58 yıl önceki kavalımın resmi, hâlâ saklarım.