Köy okulumuzda iki sınıf vardı. 1.2.3. sınıfları bir öğretmen okuturdu, 4. ve 5. sınıfları tek sınıfta bir öğretmen okuturdu.
Okulda öğrencilerin oturacağı sıra sayısı az, öğrenci sayısı çok olduğu için bir kısım öğrenciler yerde oturur kitabını defterini yanına koyar yerde yazı yazar ders yapardı.
Kitap olarak her sınıfta okunan içerisinde Türkçe, Matematik başta olmak üzere diğer bilgileri de toplayan ismine yıl dediğimiz kitapla ders yapar her sene bir kitap (Yıl) okurduk.
Türkçe dersimizde bazı günler okuma alışkanlığımızı artırmak için gazete okuma saatimiz vardı. Her öğrenciye eski gazeteleri öğretmenimiz dağıtır, hepimiz sınıfın tabanına gazetelerimizi yayar diz çöker bağıra bağıra sesli okurduk.
Öğrenciler arasında hızlı okuma yarışması yapardık. Bu yarışmalarda hep önde bitirirdik. Gazete okuma dersimiz bittiği zaman 1- 2 yıllık gazeteleri düzgünce katlar gazete dolabına koyar bir sonraki derste okumadığımız bir gazeteyi alır tekrar okurduk.
Günümüzde öğrencilerin çoğunluğu bırakın geçmiş gazeteyi, günlük gazeteyi dahi sesli veya sessiz okumazlar. Televizyon, internet, bilgisayar, telefon gibi teknik iletişim malzemelerini kullanıyorlar.
Gazeteyi sesli okumanın çok yararı var, ses tonunu diksiyonunu düzeltir, karşısındaki kişiye kendini daha iyi anlatır, dinletir, okuma hızını artırır. Okuduğumuz gazetenin konusu ile ilgili öğretmenimiz ne anladığımızı bilgi dağarcığımızda okuduğumuz konulardan ne öğrendiğimizi sorar anlattırır not verirdi.
Köyün tüm sokakları çamur içerisinde olduğu için okulumuzun sınıfları batmasın diye içeri girerken ayakkabılarımızı dışarıda çıkartır ayakkabılığa koyardık.
Tıpkı camilere girdiğimiz gibi… Ders bittikten sonra hep birlikte sınıfımızı süpürür temizler daha sonra evlerimize giderdik.
Sınıfımızda ısınmak için sobada yakacağımız odunları kendimiz getirirdik. Her öğrenci odun getirme gününde evinden bir kucak odun getirir, odunluğa koyar, sobayı her gün bir nöbetçi öğrenci temizler ve yakardı.
