İnsanlar çocukluk, gençlik yıllarının geçtiği yerleri yaşadığı olayları anılarını kolay kolay unutmazlar. Ailesi çocukları ve torunları ile birlikte o yerleri gezmeye gittiği zaman orada geçen yaşanmış olayları ve anılarını anlatmak o günleri tekrar yaşıyormuşca gibi zevk alır.
Benim de çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Başarakavak köyünün en güzel yaylası olan Ketenlik üç pınar yaylamızdan bahsetmek istiyorum.
Yaylamız 1800 metre yükseklikte etrafı ormanla kaplı dağlarla çevrilmiş düz geniş bir alanda büyük dedelerimiz tarafından kurulmuş.
Canlıların hayatını sürdürmesi için gerekli olan hayati önem taşıyan su yaylamızın her tarafından bolca çıkmaktadır.
Yaylanın adı aldığı Üç pınarlar, Baş pınar, Kazezgilin pınarı, Kötü Musagilin pınarı olmak üzere bir kilometre kare içerisinde topraktan kaynayan (çıkan)pınarların bol olduğu bir yer.
Pınarların yerden kaynayan suları gören torunlarım Dede bu sular yerden nasıl çıkıyor diye sormaya başladılar. Haklılar suyu muslukta, çeşmede veya plastik şişelerde gördüler.
Onlara kışın yağan yağmur ve karların eriyip toprak altında toplanması ve yıllardır aynı yerden kaynayıp çıktığını anlattım.
Geçen yıl yaylamıza rahmetli Annem ve Babam’ın hayratı için çeçme yapmaya karar vermiştik.
Alt yapı çalışmalarını tamamladık. Bu yıl da çeşme taşını Afyon da yaptırdık monte ettik. Çeşme’nin suyunu 400 metre ilerdeki Kazezgilin pınarından aldık.
Düz arazi 4 metre kot farkı olduğu için suyu getirmek biraz uğraştırdı.
Yıllardır suyu kesilmeyen Gazezğilin pınarı son iki yıldır yağışların az olmasından dolayı Ekim ayında kesildi ilk baharda tekrar akmaya başladı.
Çocuklara Pınardan yere yüzü üstü yatarak suyun dibindeki çiyanları küçük kurbağa yavrularını seyrederek kana kana içtiğimizi anlattım.
Bu pınarların başında yayladaki arkadaşlarımla ortak hörpütme yaparak yediğimizi anlattım.
Hörpütme küçük sapsız topraktan yapılmış Üzlük içine her çoçuğun getirdiği yoğurtları karıştırır çatal yerine ince çubuktan ucu sivrilterek kurşun kalem gibi yaptığımız çöpün ucuna taktığımı tandır ekmeğinin parçasına batırıp hepimiz üzlükteki yoğurda batırıp yerdik.
Çöpün ucundaki ekmeği üzlük içerisine düşüren kişiye ceza olarak çöpü pınar başınada yere diş tutacak kadar çakardık dişi ile çıkarırdı. Hörpütme yeme işi pınar başında saatlerce sürerdi.
Bu pınarların suyu çok soğuk olmasına rağmen içinde çimdiğimizi (yıkandığımızı) anlattım.
Baş Pınarın çıkışından itibaren Bizaslar tarafından yapıldığı söylenen eğri ırmak üzerinene dağdan söktüğümüz taşlarla boyumuza yakın yükseklikye bent yaptığımızı yüzmeyi burada öğrendiğimizi söyleyince hayret ettiler.
Harman yerini gösterdim yaklaşık bir ay atlarla düven sürdükten sonra samanla buğdayı biri birinden ayırmak için rüzgar estiği zaman beldanat ile rüzgara karşı savururduk.
Yayladan köye önce buğday çekilir daha sonra da saman çekilerek harman işi son bulurdu.
Şimdi biçer döverler iki ayda yapılan işi bşr günde yaparak harman işini tarlada bitirdiğini anlattım.
Aradan 60 yıl geçmesine rağmen bent yaptığımız yerdeki taşlar hala duruyordu onlara gösterdim.
Yaz tatili döneminde yaylada atları ve öküzleri, eşekleri otlatmak, yaymak bizim görevimizdi.
Aynı zamanda tarlalarda ekili buğday, pancarları yiyen çok kemirgen ve üreyen GELENİ avlardık.
Yedikleri buğday, pancarları bir daha yememeleri için çeşitli eziyetler yaparak öldürürürdük.
Günümüzde avcılar ve tarlalara atılan ilaçlar sonunda o dağlarda keklik tavşan kalmadı.
Suya uzak olan yerlerdeki erkek geleni taştan kormaz diyerek yaklaşır sapanla avlardık.
Suya yakın gelenilerin deliklerini su doldurup deliğin ağzına çıkınca elimizle canlı canlı yakaladık. gelenilerle çeşitli oyunlar oynar deneyler yapardık.
Şimdi düşünüyorum da biz o yıllarda hayvanlara karşı çokmu acımasızdık ama ben çok hayvan sever biriyim. Termal tesiste 9 köpek, 40 kedi, 12 kaz, 10 ördek, 15 horoz, 30 tavuk, 3 angut kuşu, 6 hindi, 6 Ankara tavşanı, 1 at, 25 koyun beslemekteyiz.
Yaylamıza yaklaşık 10 yıldır kimse çıkmadığı için yıkılmış virane olmuş halini görünce içimi bir hüzün kaplıyor.
Bizim çoçukluğumuzda 15-20 aile hayvanları ile birlikte çıkarlardı üç sürü de toplam 4000 koyun ve kuzu olurdu. Ayrıca büyükbaş ta bir sürü olurdu.
Suyun kenarındaki kara kavakların dikildiğini hatırlarım. Yıllarca soğuklara dayandı oda yaylamız gibi yıkılmadı ama ayakta kurudu öldü.
Yaklaşık 20 yıl önce ysylamıza helen elektrik trafosunu kimseler olmadığı için hırsızlar çalmış.
Yıllar sonra yaylamızın önünden Tepekent üniversite arasına yapılan asfalt yol yapıldı trafik çoğaldı ama yaylamız maalesef öldü.
Yaylamızın ve etrafındaki tarlalarımızın tapusu var bir gün belki eski canlılığına kavuşur.
Teknolojinin her geçen gün hızla ilerlemesi, şehirleşme ve oyun alanlarının yetersizliği gibi nedenlerle çocuklarımızın, torunlarımızın oyun oynama ve sosyalleşme alışkanlıklarını değişti.
Zamanla geleneksel oyunların yerini bilgisayar ve internet yoluyla oynanan dijital oyunlar aldı.
