BAŞARAKAVAK KÖYÜMÜZÜ ZİYARETE GİTTİK.
Konya’dan 35 kilometre uzaklıkta Selçuklu ilçemize bağlı Başarakavak köyümüzü, yeni ismiyle Başarakavak mahallesini baharın başlangıcı olan Mart ayında sılay’ı rahim yapalım doğduğumuz büyüdüğümüz 15 -16 yaşına kadar yaşadığımız köyümüze kardeşim Osman ve oğlum Mustafa ile birlikte gittik. Köyümüzde ziyaret edeceğimiz iki gurup insan var. Birincisi Hakkın rahmetine kavuşmuş dedelerimiz, ninelerimiz, babamız, annemiz, tüm aile ve akrabalarımızın kabirlerini ziyaret etmek.Diğeri ise yaşayan hemşehrilerimiz, akrabalarımız, arkadaşlarımız, ama o kişilerin sayısınında seneler içerisinde azaldığını gördük.
Bizi köyümüze çeken bizleri yetiştirmek için büyük emekleri olan başta anne ve babamız olmak üzere tüm ailemiz ve kabirlerini ziyaret ederek dua ederiz.
Kabir ziyareti esnasında başta çocuklarımıza, torunlarımıza büyüklerimizin mezarlarının yerlerini gösterir, kim olduklarını anlatır bir sonraki ziyaretimizde mezar yerlerini sorar öğrenmelerine yardımcı oluruz.
Köyümüzün tarlaları, dağları, ormanları, yaylaları akar suları, pınarları, çeşmeleri, bize bir başka güzellikte görünür, her zaman gidemediğimiz bu yerleri gördüğümüz zaman çoçukluk ve ilk gençlik yıllarımız, anılarımız, hatıralarımız canlanır.
Köyümüzün dağları, toprakları kışın kar ve yağmur sularını emer ilk baharda pınar, çeşme ve derelerden akarak çevresine hayat verir.
Köyümüzün en güzel yaylası dedelerimiz tarafından Ketenlik Üçpınar yaylası dümdüz arazi üzerine, sırtını dağa dayamış etrafında tarlalarımızın olduğu 1650 metre yükseklikte çevresinde bir kilometre mesafe içerisinde yer altından kaynayan 8-10 adet pınar akan bol sulak bir arazi üzerine kurmuşlar. Etrafında delerimiz ve babamız tarafından ekilen geniş tarlalarımız var.
İlk çıkan suyun olduğu yere Baş pınar deriz. Bizans’lar tarafından yapıldığı söylenen eğri ırmaktan akarak diğer pınar suları ile beraber 18 kilometrelik vadiye ve köyümümüze hayat verir. Diğer çaylarla birleşerek Altınapa barajını besler Konya içme suyunun %30 karşılar.
BELİN BAŞI’NA GİTTİK HİÇ UNUTMADIĞIM BİR HATIRAMI OLUMA ANLATIM
Yaylamızdan yaklaşık 4 km uzaklıktaki Belen başı dediğimiz 1860 rakımlı orman içine gittik. Burda çok anı ve hatıralarımız var ama her ikimizinde unutamadığı anımızı tekrar oğlum Mustafa’ya anlatmaya başladım.
O yıllarda köyde yaşayan her kişi evinin bir kış yakacağı çam veya meşe odununu Haziran ayında keser, ormancının görmeyeceği dağ ve dereye içine saklar kurumasını bekler ekim veya kasım aylarında gizlice köye getir bir kış yakar ısınırdı.
1963 yılının yazında yayladayız rahmetli Babam hasta olduğu için odun kesmeye gidecek durumda değildi. İki yıl sonra 43 yaşında akciğer kanserinden vefat etti Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah.
Köyde her aile kışlık yakacak odlarını ormandan keserdi. Babam bize atları arabaya koşup dağa gidip baltayla odun kesip getirebilirimsiniz diye sordu. Biz o zaman 15-16 yaşındaydık Babamla birlikte ormana odun kesmeye ona yardım etmeye giderdik o keser biz arabanın yanına sürükler Babamda arabaya yükler yaylaya gelirdik.
Getiririz deyince Babam hasta yatağında benim oğlanlar büyümüş araba ile odun kesip gelecekler diyerek mutlu olduğunu hissettik.
Belin başına araba ile gittik, yol kenarına arabayı durdurduk. Atların yan kayışlarını falakalardan çözdük. Atlar yem yesin diye başlarına yem torbası taktık. Arabanın etrafından küçük ebatta çamlar vardı hemen onları balta ile kesmeye başladık.
Tahra ile dallarını budaklarını kestik. Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz dizisini seyrederken bu söz söylendiği zaman o zamanki ağaç kesmemizi hatırlarım.
Arabanın alacağız kadar 25-30 çam ağacı kestik arabanın yanına taşıdık ağaçlar yaş olduğu için birimizin arabaya kaldırıp yüklemeye gücümüz yetmediği için ikimiz birlikte arabaya zor yükledik. O yıllarda bu yerlerde kışlık odununu kesmez isen kışın sobada yakıp ısınacak yemek pişirecek odunu bulamaz.
O yıllarda ormandan köylüler ağaç kestiği için azalmıştı. Aradan geçen 55 yıl içinde ormandan ağaç kesilmediği için güneşin toprağa değmeyeceği sıklıkta ağaçlar büyümüş.
Bu manzara ile birlikte esen rüzgar ve ormanın sesine eşlik eden kuş sesleri ile birlikte vücudun oksijen ihtiyacını karşıladık.
Baharın müjdesi olan Mart ayının ortalarında çiçek açan ismine kardelen, çiğdem, bizim yörede her yerde yetişmesi zor olduğu için öksüz oğlan çiçeği denir. Sarı, mor açan çiçekler baharın geldiğini müjdeler bu yıl havaların sıcak gitmesiyle birlikte mart ortasını beklemeden karı delerek yer yüzüne çıktıklarını gördük.
Yaş odun kesmenin günah ve yasak olduğunu bilmemize rağmen kesmek zorundaydık çünkü dağdan yazın odun kesmezsen kışın sobada yakacak odunu bulamazdın.
Hiç kimse odunu ticari olarak satmazdı, o yıllarda taş kömürü haricinde başka kömür yoktu.
Kestiğimiz çamları hiç unutmadık yıllar yeşil kuşak adı altında orman bakanlığının öncülüğünde binlerce çam fidanının dikilmesine her yerde öncülük ettik. Ayrıca termal tesisimizde binlerce çam, Ladin, ardıç, ıhlamur ağaçları diktik.
Enerji ve oksijen depoladık, dönüşte buz gibi pınar suyunda yetişen alabalıklardan alarak Konya’ya döndük.


