Babaannem, dedemin diktirdiği yeni elbisemi giydirdi. Beni gezmeye veya bir yere götürecekti ama ben mahalledeki çocuklarla beraber oynamak istediğim için onunla gitmedim.
Atatürk Heykeli’nin (Anıt’ın) çevresi kaldırım taşı döşeliydi. 1954-1955 yılları arası Konya Belediyesi bu yollara ve meydana asfalt döküyordu. Varillerin altında odun yakılıyor, asfalt kaynatılarak eritiliyor, kum ve çakıl karıştırılarak asfalt yola dökülüyor greyderle yayılıp silindir ile sıkıştırılıp yollara asfalt kaplama yapılıyordu.

Bu çalışmaları bir müddet zevkle, heyecanla seyrettik. Daha sonra bir iki gün önce dökülen donmuş zift parçalarından bilye yapmaya başladık. Bilye yaparken yeni giydiğim takım elbisemin ceketini, pantolonunu, gömleğini zifte batırdım. Bir müddet sonra ziftten yaptığım bilyelerle eve gittim.
Babaannem benim bu halimi görünce epey kızdı ama hiç vurmadı. Elbiseyi batırdığım gibi elim, yüzüm, başım her tarafım zift içerisindeydi. Ocakta su ısıttı beni leğenin içerisinde yıkamaya başladı. Başım, ellerim, kollarım tüm vücudum zift olmuş… Temizlemek için sabunla ovuyor ama çıkartamıyor, arada da bir daha yapmamam için burkarak tüm vücudumu temizliyordu.
Yeni giydiğim takım elbisemi gazla benzinle silerek yıkayıp temizlediğini hatırlıyorum. Günümüzde elbise temizletmek kolay. Kuru temizlemeciye verirsin bir günde pırıl pırıl temizleyip size verirler. O tarihlerde kuru temizleme dükkanları yoktu.
