İlkokul 4. ve 5. sınıf öğretmenimiz kendi köyümüzden Mehmet Demirtaş idi. Köy Enstitüsü mezunu, her konuda bilgili çok güzel ders anlatır, iyi öğrenci yetiştirmek, ilkokuldan mezun ettiği öğrencilerinin bir kaçının öğretmen okulu imtihanını kazanıp öğretmen olmasını isterdi.
Çok disiplinli güzel yazı yazan her konuda belirli bilgi birikimine sahip bir öğretmendi.
Mehmet Demirtaş öğretmenin o dönem mezun ettiği öğrencilerinden hiç kimse öğretmen okulu imtihanlarını kazanamadı. O yıllarda köyden gelip şehirde okumak o kadar kolay değildi. Öğrencileri içerisinden ben ve Osman Konya’da Erkek Sanat Okulu imtihanını kazandık, okumaya başladık. Daha sonra elektrik mühendisi olduk. Bizi gördüğü zaman çok sevinir, biz de ona hürmet eder halini hatırını sorar elini öperdik.
O yıllarda köyümüze çok kar yağar, kış uzun sürerdi. Çocukların en büyük eğlencesi sabahtan akşama kadar tepelerde karda lastik ayakkabı ile kaymak (zılmak) oyun oynamaktı.
Bir pazar günü okul tatil, kar belimize kadar yağmış kaymak isterdik ama köyümüzün her iki tarafı dağ olmasına rağmen Mehmet Demirtaş öğretmen görecek korkusu ile orada kayamazdık. O dağlar bizi rüzgar ve kar fırtınası içerisinde sanki “Gelin karlarımın üzerinde kayın” der gibi çağırırdı.
Köyümüzün sağındaki, bizim eve de çok yakın tepeye İmamgil’in tepe derlerdi. Kaymak için en ideal yerdi. Sanki kayak pisti gibiydi. Taş yok, eğimi yüksek ve uzun mesafeli bir yer… Bizde öğretmenden korktuğumuz için pazar günü onun görmeyeceği, köyden 2- 3 kilometre uzaktaki dağlara derelere gider orada kayardık.
Mehmet öğretmen pazar günü nerede olduğumuzu, evde ders çalışıp çalışmadığımızı kontrol eder, ortalıkta pek görünmüyorsak babamıza sorar, bir ipucu alır, şayet dışarıda isek dağda karda kaymaya gittiğimizi anlar, 2- 3 kilometre uzakta dağa gelir bizi bulur, isimlerimizi yazar, pazartesi günü karda kayanları çağırır ceza faslına başlardı.
Eline kalın bir sopa alır önce sağ ayağımızın altına, sonra sol ayağımızın altına olanca gücüyle vurur bir taraftan da “pazar günü ders çalışma günüdür, kaytarma ve karda kayma günü değil” diyerek nasihat ederdi.
Dersimize de çok çalışırdık ama yine de döverdi. Vurduğu yerlerin acısı 3 gün geçmezdi. Şehirde iyi şartlarda okuyan öğrencilerin seviyesine gelmemiz için daha çok çalışmamızı isterdi.
