Hasan Altıoklar ve Hafız Hikmet’in adı geçiyor Güzel bir anlatı;
ESKİ KONYA, BUKADAR GÜZEL ANLATILAMAZ;
YAŞATILAMAZDI…
MUSTAFA KARTAL
YİNE BİRAZ NOSTALJİ
Hani eskisi gibi sokaklarda itler,
Patlağını yapıştırdığımız cânım velesbitler
Zaferde buluşuvurduğumuz vakitler
Duvarları gamalı haçlı adolf hitler..
Simitçiler emekli olmuş, halkaları pastaneler satıyor
Şerâfeddin Camii önündeki salepci yok,
Tarçını kimler katıyor?!
Şimdi uzanıvermiş itler yüzü koyun yatıyor..
Merama giderdik de yüzerdik biz derede,
Su altında yüze kadar sayardık bir kerede!
Sahi Üniversite Kitabevi vardı, nerde? yok olmuş!
Nerede kırmızı kütüphane, hani gardaş nerede?
Eski Dellal Bazarı’nda bir Kenan Memeda vardı,
“Aşağı pınarda yonga yolarken, ümmü kızlarım of, hop çıkageldi ” derdi, avaz avaz..Ne demek isterdi bilmem..hâlâ da bilmem..
olsun..Unutturmamış ya bana 70 yıl önceyi.
Meramlı Refik Hızlı vardı pazarın içinde jawa motosiklete binerdi,
o gazı verdikçe millet korkudan dükkânına kaçardı..
Hükümet meydanında deli Sabile vardı. yakasına İnönünün resmini takar, dolaştırırlardı, “İnönü ölmüş” diyenin başlardı, yedi ceddinden..
Vay len vay..gel de unut bunları!..
Bilârdolu, Gençler Birliği, İdman Yurdu binâları unutulur mu?!
Rafet Ağanın, Idman Yurdu- Gençler Birliği maçında türübünlerden “oğlum çâğlayan, var, o kara donlunun üzerine” diye taktik verişi, dünyanın neresinde görülmüş..
Laf, lafı açtı mı gevezelik hızını aldı mı, sus susabilirsen artık!
Henüz Alâeddin Caddesini, boydan boya gezmedik, Mevlânâ’dan Meram Battı Çıktıya kadar üçlü beşli , “yaren yürüyüşü” yapmadık.
Hayat tostçusu Hacı Mustafa Abinin, tostunu tatmadık, köpüklü ayranını içmedik, cebi delik olduğumuz günlerde
Köprülü mağazası önünden geçerken lüks koltuk takımlarını görüp iç geçirmedik!
Şehitlik Anıtından Mevlana caddesini fotoğraflamadık, Cahit Sağlığa uğrayıp; arşiv siyah beyaz vesikalıklardan bize 12 tane daha tab idiver garam, dimedik,
Postane önünden bir kartpostal seçip 46 tertip İnzıbat Sıtkıya, Metristeki er Cemal’a
bayram tebriki göndermedik, Arapoğlu Makasına dalmadık, Tahir Paşa camii şadırvanında yüzümüzü yumadık, heykelin önünden top sahasına yürümedik, bir tanıdık bulsak da maça zuladan girsek dimedik!
Okullar arası müsâbakalardan, Abdullah Lorasın, Hakkı Akmanın, Ali Kılınçoğlunun, Mehmet Elma’nın ,Hamdi Yiğit’in , Recep Demet’in, Ferzande Işık’ın boks maçlarını izlemedik.
İHL nin güreşte takım halinde şampiyonluğu kimseye kaptırmadığından bahsetmedik. Çıkrıkçılar içine dalmadık, Helvacı Sözbir’lerden tahin helva alıp, susamlı helva tadına bakmadık. Köpüklü helva yimedik.
Eski Dellal Bazarında, Cinalide köfte yimedik, Hidâyet amcanın çayını içmedik, Aynacı Hasan Abi ile Çaybaşı sohbetleri yapmadık.
Daha Türbe Caddesindeki Bakırcı Davut Usta’dan, Mevlâna Caddesindeki Ressam Nesip Usta’dan, Tabelâcı Nedretten, Samiden,
Nalçacıda Mehmetten, Parsana sokaklarındaki Topal Gece Bekçisinden, Ekmekçi Hayıktan, meşhur duvar ustası Palabıyık Mehmet Barışıktan, Eyüp Ustadan, dînî bayramlarda likör ikram etmeyi mârifet sanan Hörüldek Kemaldan bir dikişte 35 liği susuz götüren meşhur Karacadan, Gazze Gazisi Gabakçı Nuri ağadan, Nezire Ablanın, Cezayir Türküsünden, bir cenâze evine ağıt için çağrılan ağıtçı Veliden Parsanalı Meczup Mustafadan, gâh sillede görünen gâh Hacı Hasan camii önünde kasîde okuyan
Piraliden, Küfeli Hasan Ağadan, meşhûr Pomak H.Hüseyinden,
tabi ki, Gonyanın meşhur Tayyip ağasından, başına değince öten
düt Selahaddinden söz etmedik
Türbe caddesini, İstanbul Caddesini boydan boya adımlarken aşka gelip
* Güneşi doğduran da Allah, Ayı batıran da Allah, ya hz. pîr..huuuuu * diyerek bir sağa bir sola salto atan ve bastonunu sanki küffârın kalbine saplarcasına mızrak gibi uzatıp hamle yapan deynekçi Mehmet Ağadan da dem vurmadık.
Düğün pilavlarına abone olup, kaşığını cebinde taşıyanlardan,1940 lı yılların meşhur bisikletçisi Odacının Ahmet Ağadan, Alaeddin Tepesinde atılan ramazan topundan, topçunun, topu atmada birkaç saniye gecikti, diye tatlı sert tütünden sardığı ve parmaklarına takıp ağzına üç parmak mesâfede tutup ta cıgarasını hâlâ yakamadığı için topçuya ” hadi gari at şu topu, tarpadağına uğrayasıca” diye feleğini şaşırmış tarla mahallesinin meşhur Muhtarı Mehmet Ormancıdan, Fenni fırının mis gibi kokan francalasından, Seyit Ali dayısından Cingen Oğlu Fırınının taş ekmeklerinden Cumhuriyet Ekmek Fabrikasının Topal İsmailinden, Arabacı Reşit Dayıdan, boduların Vesîle Abadan, Kürt İminesinden Vâcitlerin Hûriye Abladan, Kasabalı Memet Ağadan Yanık yanık ezan okuyan Seyit Mehmet Amcadan, Palabıyık Mevlüt Ağadan, Gara Gavaktan, Hülos Abiden,
Miydanlı Kartal Ahmet Baba’dan konu açmadık. Meramda, Araboğlu Makasında bilardo salonları olan Eyüp Ağadan, Güzel bilardo oynayan Hapishane müdürü Nuri Abiden, yine fuar girişinde Havuzlu Dede Bahçesinde,
“aylardır gül yüzünü göremez oldum senin”
diye şarkı söyleyen Kaya Beyden,
Divan sazıyla Mazhar Ağadan, Silleli A’mâ Mehmet Ağadan, Gonyalı Kanûnî Kömürcü Memdûh Abiden,
Ûdî Telci Mustafa Abiden, Semazen Mustafa’nın UHER teybinden,
” Gece oldu ay da yok
Aydan bize fayda yok
Boyuna su içiyom,
Kör Âmede çay da yok “
diye espriler yapan Ahmet Özdemirden,
Teksas pavyondan, Tahirin sazından, kimene Halililin kokulu mekânından, önünden geçerken kiminin iştahını kabartan. kiminin yüzünü kızartan meşhur Sabriyenin yerinden, 25 guruş bulunca soluğu yeni sinemada aldığımız günlerden, Tom Mikse, Teksasa, Kinovaya, Red*Kite müptelâ olup dersleri ihmal ettiğimiz günlerden, karneye sekiz zayıf getirip beşini düzelterek babanın Osmanlı Tokadından korktuğumuz günlerden, ağaca çıkıp, çağla yolup, cepler yetmezse, gömlek arasına dıkıştırdığımız çocuksu hırslarımızdan söz etmedik. Kimilerin moto guzzi, kimilerin tır tır, kimilerin pırpır, kimilerin de triportör dedikleri, gadınlarımızın önceleri çekinip korktukları ama sonra vazgeçemedikleri gonyamızın yaylı araba dolmuşundan sonraki üç tekerli, yağmurdan korunaklı dolmuşlarını bahse konu eylemedik
Muhâcir Bazarında galbur satan cazgırın “galbııııııır” diye bağırıp her hafta dikkatleri çektiğinden, 80 cm boylarındaki ipe takılarak iki parmak arasına sıkıştırılıp evlere taşınan o meşhur Beyşehirin sazan balıklarından, romanlar mahallesinin fasıllarından, belirli mekânlarda konuşlanmış meşhur ayakkabı boyacılarından, yumurtanın 5 kuruş olduğu, beş kuruşluk simitleri ikiye bölüp yediğimiz günlerden,
Kar yağdığında, Alâeddin tepesinden Karatay Medrese istikametine kızaklarla kayarken bursa uludağ zevki aldığımız günlerden, anaların evlâtlarına yünü eğirip, iplik yapıp gınalı elcek ve başlık ördüğü, tahta okul çantalarımızı karaman koçları gibi tokuşturduğumuz günlerden henüz bahsetmedik
Sabahlara kadar sazlı sözlü muhabbet edilen Hasan Çopurun, Yatağanlı Mustafanın arabaşlı müthiş gecelerinden, fasıl listelerini cebinde taşıyan Albay Muammer abiden, mûsikîye âşık, dost kahrı çeken kudûmzen ve Mehter hocası hoca Zekâi Kaplandan, ünü sınırlar aşan hattat Hüseyin Öksüzden,
bahsetmedik
RE- MÜ resim atölyesine uğramadık, Sıtkıyı Apoyu, Muhsini, Erdoğanı anmadık
Meram Huzur Evinden kelâm itmedik, Kemal Pekçağların çayını içmedik, evkaf müdürlüğünde müdür Zeki Yılmaza, Terzi İsmâile uğramadık Şoför pırasabıyık Sabri Ustanın mâcerâlarını dinlemedik
Tekfen bacanak Mehmeti, Seyit Bizcanlıyı
anmadık, Semâzen Mustafalı,
Sıtkılı, Kör Ahmetli kardeşler folklör ekibinden, mûsikî dolu sigara kokulu gecelerden bahsetmedik. Saray Çarşısının kadim esnafı gözlükçü Ahmet Şen ( kürdâmet) ten , Fatih çarşısında, yolsporlu saatçi Uğur Öz den, Bomba Şükrüden, Hasan Altıoklardan, Hâfız Hikmetten, top sahasında cumhuriyet bayramında testi ile su satan bebelerden, Arabaşı dökenlerden, pişmâniye çekenlerden, pekmez kaynatanlardan, söğüt yaprağı ile köpük yiyenlerden,
Ramazanda Teravihi en hızlı kıldıran jet imamdan ilk namazda şırlan yağıyla yapılmış pişi dağıtanlardan, tandır ekmeği yaparken düşen kokulu düşmelerden. Kenevir helvası yapanlardan, goca goca adamların kış gecelerinde fincan oyunu oynamalarından söz etmedik.
Şakalağın Köprüsüne, Sille Ak Mahalleye, Meram Tâvus Babaya Ateşbâz Veliye, Ulaşbabaya, Kel Alinin bağına, Biççimeze, Aslıma, Horozlu Hana, Sakyatana, Dokuzun Beline, İllezin (İlyasın) Gavaklarına,
Gödenenin baranasına, Hatıbın tatlı suyuna, Loras Dağına, Takkeli Dağın zirvesine ulaşmadık..
Hacı Veyis Zâdenin selâmını almak için kuyruğa girdiğimizden, Kılcı Nûri mübârekten, Bozkırlı Mustâfendiden Hacı Tâhir efendinin vaazlarından, bir rüzgâr gibi gelip geçen Müsevvid Mehmet Ulucandan, sohbeti tatlı hafız, dost kılavuzu Derbentli Mustâfendi hocamızdan ( cümlesinin ervâhına rahmet ) dem vurmadık
Yavaş ol bakalım Kartal hoca, Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağarmış..İşte böyle diye diye ömür bitmiş saç sakal ağarmış
Eskicilik işimiz bizim, içimiz hâla kıpır kıpır etse de biz de eskidik be gardaşlar sağolun, var olun usanmadan, bıkmadan bu eskiciyi dinlediğiniz için.
Nostalji içinde andıklarımızdan münasip gördüklerimize birer fatıha gönderelim mi
Huzur, sağlık içinde nice yıllar dilerim ahbaplara, yârenlere,
Baranalara, mahalle ve okul arkadaşlarıma ve tüm dostlara
Allaha emanet olun cümleniz vesselam
Mustafa KARTAL
