BU CUMARTESİ TEKRAR BAŞARAKAVAK KÖYÜMÜZE VE ÜÇPINAR YAYLAMIZA GİTTİK

    Hiç düşündünüz mü bir insan doğduğu uzun süre yaşadığı köyünü, yaylasını dağlarını, ormanlarını, çeşmelerini, pınarlarını, topraklarını, tarlalarını niçin bu kadar çok sever.
Oğlum Mustafa baba bu cumartesi günü sizi amcamla beraber büroyamı götüreyim orada vakit geçirirsiniz veya istediğiniz bir yer varsa oraya götüreyim dedi.
Bizde sonbahar ayının son günleri havada güzel bizi köye daha sonrada Üçpınar yaylamıza gidelim dedim.
Sılayı rahim yaparız dedim hoş köye gittiğimiz de ziyaret edeceğimiz iki gurup insan var, yerin altındakiler ve yerin üstündekiler.
Hatta bizi köye çeken, bizi kendine çağıran, öyle zannedildiği gibi yerin üstündekiler değil de genellikle altındakiler.
Kara toprağın altında mezarında yatan kişilerin mezar taşlarına dokunup ellerimizle kabrin üzerindeki otları temizlerken bir çocuğun saçını okşar gibi, bir yaşlının saçını tarar gibi yavaş yavaş yolar dua ettik.
Babamızın, dedelerimizin kabirlerini ziyaret ettikten sonra köy meydanındaki kahvelerin önünde oturan bizim yaşlardaki arkadaşlarımız varsa onlarla görüş sohbet ederiz dedim.
Köy meydanında epey zamandır oturup sohbet etmemiştik. İlk okul arkadaşlarımızdan Mustafa Şişik, Muhammet Tutar ile görüştük.
Bizden 5 yaş büyük olmasına rağmen üç pınar yaylasında beraber çok at yayarken (otlatırken) zamanımızın büyük çoğunluğu birlikte olduğumuz Rahim Özkara ile 67 yıl öncesinden başlıyarak günümüze kadar zaman içerisinde uzun uzun sohbet ettik.
Pas Ahmedin Ahmet’le, Yahya Özkara ile sohbet ettik.
Yaylada hiç unutamadığımız birlikte yaşadığımız anımızı yıllar geçse de tekrar hatırladık sizlerle paylaşmak istedim.
Yaylada baş pınarın sularının aktığı Bizans döneminde yapıldığı söylenen eğri ırmak etrafında yaklaşık 8-10 atı otlatıyor boğuşan atları da zincir ve sikke ile çakmıştık.
Osman emminin rahvan doru atı sikkeyi sökmüş bizim atlarla boğuşmaya geldi.
Yaylada en büyük zevkimiz köpeklerin, atların, eşeklerin boğuşmasını seyretmekti.
Yayladan uzakta olduğu için atları bırakalım biraz boğuşşun dedik.
Atlar boğuşurken Osman emminin atı ırmaktan atlarken zencir ayağına dolandı bizim atlardan biriside dolaşan zenciri asılınca atın ön sol ayağı kırıldı.
Tek tırnaklı hayvanların ayaklarından birisi kırıldığı zaman tutmaz sonu ölüm.
Nitekim kovboy filmlerinde ayağı kırılan atın kafasına kurşun sıktıkları gibi.
Köyde çocukluğumuzun ve ilk gençlik yıllarımızin bir kısmının geçtiği bu yerde şehirden uzak sessiz temiz havası, soğuk suları, o buram buram kekik kokan dağları, patikalı yolları, kuş sesleri eşliğinde ırmaklardan akan yosunlu suları ve pınarları görünce gençliğimi hatırladım.
Yaylada tezek kokularını, nasırlı ninelerimin ellerini, pınar başında su dolduran kızların kınalı ellerini, her şeyden habersiz o saf yavruları, burnundan sümük akan küçük bebelerin ağlayışlarını hatırladım.
Koyunlar sağıldıktan sonra kuzu çobanına al gel al gel diye çağırıp kuzuların analarına kavuşması için koşmaları görülmeye değerdi hatırladım.
Kuzular önce analarının bulunduğu örtmeyi bulur, sonra sesleriyle birbirlerini bulmak için melemelerini daha sonra anaları kuzuların arkasını koklamak suretiyle yavrusuna kavuşmalarını hatırladım.
Eşeklerin kendine has ses tonu ve bestesiyle anırmasını, atların kişnemesini araba ve kağnı seslerini, çeşitli hikayelerin anlatıldığı sohbet edilen köy odalarını, yaşlı ak sakallı dedelerin yanaklarımızı okşamalarını, ahırlardan çıkan o buram buram kokuları hatırlıyorum.
Yaylada arıların çiçekten çiçeğe uçuşunu, çayırlarda renk renk uçan kelebekleri, üç pınarın gözünden yüz üstü yatarak buz gibi soğuk su içmeyi, tandır ekmeği üzerine sürülmüş taze kaymak yemeyi, çayırlarda at ve öküz yayarken yanık yanık kaval çalmayı daha çok anlamatamadığım köy hayatını hatırladım.
Köyüde tarla ve yayla yollarında yağmurda, çamurda, karda kağnı, araba, eşek, at üzerinde giderken ıslanıp etrafa yayılan toprak kokusunu özledim.
Eve geldiğim zaman ocak başında ıslak giysilerimi kuruturken post üzerinde uyuduğumu özledim.
Köyden ayrılalı 60 yıl oldu ama fırsat buldukça çoçuklarım, torunlarımla birlikte köyümüzü, yaylamızı ziyaret eder anılarımızın hatıralarımızın geçtiği yerlerde onlara anlatmaktan zevk alırdım.
Ayağımda Ankara lastiği yırtılmasın altı aşınıpta çöğür dikten batmasın diye çok dikkatli kullanırdık ama çöğür batmasına da engel olamazdık.
Şeker pancarından tekeri, mısır kocanından dingili, selvi kavaktan kestiğimiz Y şeklinde dal parçasını birleştirince değmeyin zevkimize tozlu yollarda kendimizi at veya kamyon zannederek saatlerce koşardık.