Siyasetçi toplumsal barışı, kardeşliği, birlikte yaşama sevdasını, ülke birliğini, ülke ve toplum dirliğini pekiştiren bir hizmet alanını inşa etmekle mükellef olmalıdır.
Bu değerleri sadece milli ve manevi hedefler gözeterek ülkenin, devletin ve milletin kalkınmasını sağlamakla olmalıdır.
Seçmenlerin emanet olarak verdiği vekaletin hakkını koruyan hizmet faaliyetinin devamını sağlayan gönüllü kişileridir.
1980 yıllından önce partiler büyük illerde genel Başbakan kontenjanın haricinde tüm milletvekili aday adayları hakim huzurunda yapılan ön seçimlerde aldıkları oya göre sıralamaya girmekteydiler.
Milletvekili adayı yapıldığı il teşkilatındaki seçmenlerinden aldığı destekle seçiliyordu.
Bu milletvekillerinin büyük kısmı siyaseti araç değil amaç olarak yapan halkın yararına çalışan milletin istediği hizmetleri kişiler arasında ayırım yapmadan o günün zor şartları içerisinde yapmaya çalışırlardı.
O dönemlerde milletin vekillerden istedikleri hizmetlerin başında yol, su, elektrik, telefon, öğretmen, ebe, sağlık ocağı, okul ve hastane gibi tüm vatandaşların yararlanacağı hizmetlerdi.
Günümüzdeki milletvekili adayları parti genel başkanları ve onun yakınları tarafından milletvekili sıralaması ile seçildikleri için milletvekilleri toplumu ilgilendiren hizmetleri yapmak yerine mecliste genel başkanlarının her dediğini emir telakki edip yapmaktalar.
Siyasetçiler nerede hizmet yapıyorsa yapsın önce Allah’a yarın seçim yapılacakmış gibi millete hesap vereceklerini akıllarından çıkarmadan millete hizmet etmeli.
Siyaset halk için yapılmalıdır, siyaset para ve makam-mevki şöhret için yapılmamalıdır.
Siyasetçi dünü, bugünü ve geleceği aynı potada eritecek bir vizyona ve manevi değerleri öne çıkartan ileri görüşlü bir anlayışa sahip olmalıdır.
Siyasetçi halka örnek ve önder konumunda olduğunun bilincinde ahlaklı ve dürüst çalışmalı, samimi olmalı şahsi menfaatini hiç düşünmemeli.
Kendi mesleğinde ve işinde başarılı olamamış kişiler siyasette de başarılı olmaları çok zor. Bu kişiler başkaları tarafından kendi amaçları doğrultusunda kullanılmaya daha yatkın olur.
Son yıllarda siyasete ve içimizden çıkan siyasetçilere duyulan güvende azalma hızla devam etmekte. Bu azalmada sade vatandaş olarak bizlerin sorumluluğu yok.
Çünkü Milletvekili, Belediye Başkanı, Belediye Meclis üyesi, İl Genel Meclis üyeleri seçiminde SİYASİ AHLAK İLKELERİNE uygun kişileri uygun kişileri arama ve seçme sansımız yok.
SİYASET;
Yalan, dolan, hile, adam kayırma, yandaş kollama, iş ve ihale takip etme, başkasına iftira, insanları siyasi görüşlerinden ötekileştirmek, karalama, çıkar sağlama fırsatı elde etmek, kartvizit sahibi olma yeri değildir.
SİYASETÇİ;
Yaptığı siyaseti sadece makam ve mevki sahibi olmak için değil, halkına ve sahip olduğu fikre en iyi hizmeti sunabilmek için siyasetçi olmalı.
Doğruluktan, dürüstlükten ayrılmamalı, sorumluluk sahibi, adaletli ve merhametli olmalı.O koltuğun asıl sahibinin kendisini seçen millet olduğunu hiç unutmamalı, halkın derdiyle ilgilenmeli, üzüntüsünde ve sevincinde beraber olmalı.
Bu değerler siyaset meydanın da hassasiyetle korunmalı, değişmez temel ilke ve prensip haline getirilmelidir.
Günümüzde şöhret duygusunun zirve noktasına geldiği siyaset ve siyasetçi kavramı sıradan bir hal haline getirildiğinden önemini yitirmekte seçmenin seçtiği kişi ye karşı saygısı sevgisi kalmamakta.
Siyaset insanların şöhret duygularını tatmin edeceği bir yer olmamalı, aynı zamanda gruplaşmaların ve ötekileşmelerin de merkezi haline gelmemelidir.
Ötekileştirici, ayrıştırıcı, sözler, beyanatlar toplumsal huzursuzluk teşkil etmektedir.
Bu olumsuz hadiseden önce ülkemiz, sonra devletimiz ve en çok milletimiz zarar görmektedir.
Tarihe adını altın harflerle yazdıran ülkemizin şanlı geçmişini güzel bir şekilde incelediğimizde siyasetçilerin asla partizan ve fanatiklik duygusuna yakalanmadan siyasete bir bilimsel gözle bakıp bu değerlerin HALKA HİZMETİ HAKKA HİZMET prensibiyle aşk ve şevkle çalışmalıdır.
Günümüzde ayrılıkların, parçalanmaların, hakaretlerin, suçlamaların kol kanat gezdiği, maymun politikası izleyen siyasetçilerin yaptığı yanlış ve uygunsuz işler abi ile kardeşi, baba ile oğlunun, komşuluk ve arkadaşlık ilişkisini zedeler hale geldi.
Oluşan ve hızla kendisini yenileyen her gün ortaya çıkan bu hadiselerden meydana gelen toplumsal huzursuzluğu ülkemiz, milletimiz ve devletimiz hak etmiyor.
Oy uğruna, koltuk uğruna İnsanları germenin, toplumu huzursuzluk ortamına çekmenin ülkeye bir şey kazandırmayacağı gibi, oluşan ve oluşturulan gerginlikle siyaset yapılması da uzun vadede siyasete olumlu bir şey kazandırmamaktadır.
Gerginleştirilen siyaset temel kavramların altını boşaltacağından, dış mihrak ve günün moda sözcüğüyle yabancı devlet güdümlü paralel yapılanmaların, ülke üzerinde oynanan oyunlarına zemin bulma alanı olacağından maalesef haçlı zihniyeti oyunlarını sergilemek isteyenlere meydan açılmış olacaktır.
Rahmetli kayın babam HAYDAR KOYUNCU siyaseti Belediye meclisinde, il genel meclisinde il parti başkanı, yönetim kurulu üyesi T.B.M.M’de 17 ve 18 dönem siyaset yapmış.
Siyaseti seven kişiler için nerede yaptığının hiç önemi yok derdi.
Haydar Koyuncu 1952 yılında başladığı siyaset hayatına tam 31 yıl sonra 1983 yılında yapılan Milletvekili seçimlerinde 17. dönem Konya milletvekili seçilerek meclise girdi. 1987 yılında yapılan Milletvekili seçimlerinde tekrar Konya Milletvekili olarak seçildi 18. dönemde Meclis’te görev yaptı.
Kendisine siyasetin ve hizmetin HAYDAR AĞASI denmesine sebep olan yüzlerce hizmetlerinin arasında çok ilginç bulduğum kendisinin bize hiç anlatmadığı, ayrıca tanımadığı kişilere dahi yaptığı yardımı ve hizmetlerinden bir olayı anlatmak istiyorum.
1952 yılında Haydar Koyuncu avukatlık yazıhanesini açmış o yıl Konya’da Demokrat parti gençlik kollarını kurmuş başkan olarak genç bir siyasetçi.
1956 yılında yazıhanesine bir genç gelir. Abi ben Akörenliyim, Ankara Hukuk Fakültesini kazandım okula bir müddet devam ettim.
Ancak bana para gönderecek kimsem olmadığı için okulu yarım bırakıp köyüme dönmek zorunda kaldım demiş.
Akören’e döndüğümde seni tanıyanlar Avukat Haydar Koyuncu’nun yanına git durumunu ona anlat o sana yardımcı olur dediler ben de sana geldim abi demiş.
Haydar Koyuncu gence yarın sabahleyin buraya gel birlikte Ankara’ya gidelim demiş. Gencin gözüne uyku girmez erkenden büronun önüne gelir Haydar Koyuncu’yu beklemeye başlar.
Haydar Koyuncu o zamanların kiralık ticari Amerikan bir taksiyle gelir,
genci de bindirir Ankara’ya giderler ve genci o gün Şekerbank’ta işe yerleştirir.
Akörenli hukuk fakültesi öğrencisi genç okulu bitirmiş devletin çeşitli kademelerinde çalışmış Cumhuriyet Savcısı olmuş.
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Haydar Koyuncu’nun yaptığı kendi yaşamını değiştirecek yardımı hiç bir zaman unutmamış.
49 yıl sonra 2005 yılında Akörenler Dergisi’nce düzenlenen gecede Haydar Koyuncu’ya plaket veren de 1980 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Ahmet KARAOĞLU’ndan başkası değilmiş.
İstanbul’da Cumhuriyet Başsavcısı olarak 1980 İhtilali ve sonrasında Kenan Evren’le birlikte çok yakın çalışmalar yapmış.
Konya başta olmak üzere birçok Anadolu çocuklarının haksız yere tutuklanıp ceza almasını önlemiş.
Bu olayı 50 yıl sonra sahnede gözyaşları içerisinde anlatarak Haydar Koyuncu’ya tekrar teşekkür ederek plaketini kendisi vermiş.
