SİYASETTE BİR YERLERE GELMEK BELKİ KOLAY AMA O YERDE UZUN SÜRE DURMAK ÇOK ZOR

Ülkemizde siyaset için söylenen ve söylenecek çok söz var. Sizlere bir kaçını hatırlatmak ve paylaşarak siyasi nostalji yapmak istiyorum. Arkadaşlarımla 1983- 2000 yılları arası yaklaşık 17 sene aktif siyaset yaptım. Bu süre içerisinde partimin il ve ilçe yönetim kurullarında ve 10 yıl Selçuklu ve beş yıl  Büyükşehir Belediye Meclis Üyeliği görevlerinde bulundum.

“Siyaset nankör bir iştir, bizim işimiz gücümüz var doğru dürüst kişilerin yapacağı bir iş değil” diyerek aktif olarak siyasetin içinde görev almak istemeyenler günümüzde çoğunlukta.

Her siyaset yapan kişi haksız kazanç sağlamaz. “Siyaset sofrasındaki etten yiyemez isem de suyuna ekmeğimi batırayım” diyerek haksız kazanç sağlamak peşinde olmaz.

Hırsızın, yetim hakkı yiyenin partisi olmaz. Olsa bile göstermeliktir. Hangi parti iktidarda ise ilk gün o partinin kapısında kuyruk sallamaya, çanak yalamaya başlar.

Bu kişiler hangi çeşmeden su akacağını tahmin ederek testisini doldurmak için herkesten önce sıraya girer. Bu kişiler sağmal inekle kısır ineği hemen fark eder, helkeyi eline alır herkesten önce ineğin sütünü sağmaya çalışır.

Siyaseti “HALKA HİZMETİ HAKKA HİZMET” kabul ederek boğazından haram lokma geçirmeden, tüyü bitmedik yetimin hakkını gözeterek yapıyorsan, siyasette harcadığın zaman, parasal giderlerin, emeğin sana bu dünyada mutluluk, öbür dünyada sevap olarak yazılacağının umududur. Biz bu umutla siyaset yaptık.

Bizim politika yaptığımız yıllarda köyler arasında stabilize yol yoktu, tarla yolu yoktu. Köylerde telefon yoktu, içme suyu yoktu. Bazı köy ve yaylalarda elektrik yoktu, tarlasını sulayacak elektrik hatları yoktu, sağlık ocağı, doktor, ebe, hemşire yoktu. Çoğu yerde ilkokul yoktu veya çok eski idi.

Politika yaparken ilçelerin, köylerin, yaylaların ve mezraların bu eksikliklerini gidermek, hizmeti götürmek için birbirimizle yarış yapardık.

Bu hizmetlerin gittiği yerde yaşayan vatandaşların hizmetler ayağına geldiğini görüp faydalanmaya başladığı zaman yüzlerindeki sevinç ve mutluluk bizleri daha çok çalışmaya hizmet etmeye yönlendirmişti.

Bu işleri yaparken kendi işimizden, çalışma zamanımızdan, ailemizle birlikte geçireceğimiz zamandan, tabir yerinde ise azığı suyu kendinden çalıştık.

Siyasette harcadığımız zamanımızı başka yerlerde harcasaydık kendimize şu kadar ekonomik gelir sağlardık hesabını hiç yapmadık. Bu ekonomik kaybımızı kapatmak için siyaseti ön plana çıkartarak kendi kazanç hanemize yazılacak akçeli ve parasal işlerin içinde hiç olmadık.

Siyaset bir ekip işidir ama ekibindeki kişilerin geçmişinde defosu olmamalı. Siyasete girerek belirli kişilerle teşviki mesai yaparak kendini sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermesine pisliklerini örtmesine asla müsade etmedik.

“Dere geçilinceye kadar, siyaset yapacağım” diyerek haksızlık yapanlarla, devletin malına, tüyü bitmedik yetimin hakkını yemek için el uzatmış kişilerle hiç siyaset yapmadık, yapmak isteyenlere de fırsat vermedik.

Siyaseti bir meslek gibi amaç edinmedik. Devletle millet arasında araç olarak kullandık, zamanı gelince de bırakılacağını bilerek hoş bir seda bırakacak şekilde yapmaya çalıştık.

Siyaset yaparken makam ve mevki peşinde olmadık, her görevin Allah takdir ederse olacağını düşünerek bulunduğumuz yerde üstlendiğimiz görev içerisinde hakkını vererek yapmaya çalıştık.

Siyasette vefa yok derler, ben buna katılmıyorum. O yıllarda birlikte siyaset yaptığımız doğru, dürüst bir çok insan tanıdım. Dost ve arkadaş oldum. Önemli olan dostluğunu devam ettirmek, onları hatırlamaktır vefa.

Siyasette hizmet için verdiğin emek ve zaman çok önemli. Bazı siyasetçiler bir yerlere gelmek için başkalarının omuzuna basarak ayağından çekerek çelme takarak bir yerler gelmiş olabilirler.

Bu tür siyasetçilerin keseri hep kendine ve çevresine yontarak iş yaptıklarını halk en kısa süre içerisinde görür öğrenir. Bu tür politikacıların siyaset tarihinde ve halk arasında yaptığı hizmetler de, ismi de unutulmaya mahkumdur.

Yukarıda söylediğim bir sözün altını tekrar çizmem gerek, siyaseti HALKA HİZMETİ HAKKA HİZMET kabul ederek yaparsan kişiye zevk verir. Hak hukuk kuralları içerisinde senin yaptığın hizmetler aradan 20 yıl geçse dahi unutulmaz.

Bir yerde yıllar sora o yörenin insanları ile karşılaştığın zaman hizmet götürdüğün kişiler eline sarılır, teşekkür ederler. En büyük mutluluk budur.

Ülkemizde ki siyasetin yapısı gittikçe değişmekte ve bozulmakta olup siyaset yapan Milletvekilleri, Belediye Başkanları, Belediye Meclis üyeleri, İl ve İlçe yöneticileri göreve gelmek için gücünü partili veya partisiz vatandaşlardan almadan üst yöneticilerden alarak gelme çabasında. Bu da siyaseti halktan kopuk hale dönüştürmekte.

Partiler ve Seçim yasalarında yıllardır yapılması gereken ve bir türlü yapılamayan değişikler sonucu vatandaşlara kendini yönetecek kişileri seçme şansı ve hakkı verilmemektedir.

Ülkemizde yapılacak Anayasa değişikliği, oylama sonucu ne çıkarsa çıksın, Seçim ve Partiler Yasası değişmediği müddetçe ülkemizde halkın içinde olduğu kendisini yönetecek kişileri seçme şansı verilmediği sürece, tam demokrasinin uygulanması mümkün değildir.

Siyasette hak edenin hak ettiği yere gelmesi, çalışanın emek verenin emeğinin karşılığını alması, tabandan başlayarak, basamakların tek, tek, çıkılması gerekir. Yani olması gerekenin, işin doğasının böyle olması lazım, ama böyle olmadığı bu ülkede siyaset yapan herkes tarafından bilinmekte. Siyasette aslında tabandan gelen, yaşadığı yerde siyaset yapan, kamuoyunda karşılığı olan, topluma mal olmuş insanları aday yapmak gerekirken;

Eski dönemde olduğu gibi genel olarak tercihler, adayların isimlerinin önünde ki parıltılı Profesör, Doktor, Avukat, Mühendis, Emekli Asker, Müsteşar gibi etiketlerden esinlenerek aday yapılmaya devam edilmekte, vatandaşların tercihi tamamen göz ardı edilmektedir.

Partinin tozunu yutmamış, tabanı tanımayan, aday olduğu bölgeyi bilmeyen kişilerlerle, yola çıkmak ne kadar gerçekçi ve kalıcı başarıları getirebilir?

Bu aslında bana göre makul sayıda kabul edilebilir bir yöntemdir. Ama makul olmak şartıyla… Çünkü bu insanların parti içinde hakim nezaretinde yapılacak bir ön seçimde, bir yarışta seçilme şansları yoktur.

Siyaseti tabandan yapmanın angaryası ile uğraşmadan, ahbap çavuş ilişkileri, eş dost, hatırlı ağabeyler, parti büyükleri ve buna benzer yöntemleri kullanarak, gerçek parti emekçilerinin haklarını gasp ederek bir yerlere gelmek, uzun bir süredir tercih edilen bir yöntem olmuştur.

Biz siyasette buna paraşüt yöntemi diyoruz. Partide çalışmadan, basamakları tek tek çıkmadan, emek vermeden, yorulmadan, partinin kirasını çalışanların parasını ve genel giderleri ödemeden bi haber kişilere paraşütle gelmiş adaylar denilmektedir. Tepeden inen kişi maçın 85 dakikasında girip, son dakika golü atan futbolcular gibi omuzlarda gelen, partililerin emeklerini yok sayarak, üst sıralarada seçimlere giren adaylar çok tepki çekmekte.

Siyasi Parti Liderleri, Bakanlar, Milletvekilleri, parti yöneticileri Anayasa değişikli, referandum sürecinde birbirlerine sade vatandaşların dahi söyleyemeceği ağır sözler sarfetmekteler.

Siyasette uzun süreli dost, uzun süreli küs kalınmıyor. Bu cümle ile eski siyasetçilerimizin klişe olmuş lafları hepimizin hafızalarında durmakta. Tekrar hatırlayalım “TÜKÜRECEĞİN YÜZDE, ÖPECEĞİN KADAR YER BIRAK, GÜN GELİR O TÜKÜRDÜĞÜN YÜZÜ ÖPMEK ZORUNDA KALABİLİRSİN.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir