Bizim mahallede aynı sokakta oturan lastik fabrikasında çalışan Mevlüt Kartal isminde bir arkadaşımız vardı. Bizden 4-5 yaş büyüktü, Emmi derdik. Saçları dökük olduğu için de keloğlan veya kel emmi dememize hiç kızmazdı.
Soyadı gibi koyu bir Beşiktaş taraftarıydı. Babası İstanbul Caddesinde beyaz eşya satan mağazada hamal olarak çalışıyordu.


Eve Transistörlü bir radyo almış çok güzel sesi çıkıyor, yayında da hiç kesilmiyordu. Oğlu, arkadaşımız emmi radyolarının özelliklerini mahallede herkese anlatırdı.
Bir hafta sonu Beşiktaş ile Galatasaray veya Fenerbahçe arasında önemli bir maç yapılacaktı. Hem yeni radyosunu bize göstermek hem birlikte maç dinlemek için bizi evine davet etti.
Mahalleden sekiz, on arkadaş toplandık gittik. Soğuk bir kış günüydü, sobayı yakmış. Evin odası küçük içerisi çok sıcak… Maçlar öğleden sonra oynanıyordu. Beşiktaş rakip takımdan bir gol yedi. Gölü atan takımın taraftarları odada sevinç çığlıkları atıyor. Emmiyi kızdırmaya başladık. Beşiktaş bir gol daha yedi 2-0 mağlup duruma düştü. Evin içerisi toz duman. Emmi de sessiz ama öfkeli, çok kızıyor ama belli de edemiyor.
Beşiktaş gol atamadığı gibi arkasından bir gol daha yedi. Emmi yerinde duramıyor, çok kızıyor. Bizi kendisi davet etti ama bir yere kadar dayanabildi. Sonunda hepimize birden bağırarak “Evimden kovmak gibi olmasın da defolun gidin” deyip hepimizi dışarı çıkartmıştı.
