Hatıra ve anılarımı yazmaya köyde doğumumdan başlayıp çocukluk günlerimi, ilkokul, ortaokul, sanat enstitüsü yıllarımı babamın ölümünü, çalışma hayatımı, üniversite yıllarımı, askerlik anılarımı anlattım.
Daha sonra evliliğimi, çocuklarımı, elektrik mühendisi olarak iş hayatımı, elektrik mühendisleri odası Konya İl Temsilcilik görevimin yanında aktif olarak yerel politika ve Belediye Meclis Üyeliği ile uğraşlarımı anlattım.
Bu yoğun çalışma temposu içinde aileme de zaman ayırıp hafta sonları çoğunlukla kardeşlerim, çocuklarım, torunlarımla birlikte başta köyümüz Başarakavak’a gider sılayı rahim yapar babamın ve dedelerimin mezarlarını ziyaret ederdik.
Daha sonra çocukluk ve gençlik yıllarımızın büyük kısmını yaşadığımız Ketenlik Üçpınar yaylamıza giderdik. Çocuklarımıza, torunlarımıza bizim yaylada yaşadığımız evlerimizi, ders çalıştığımız yerleri gösterirdik.
Yayla evlerini gören torunlarım dış sıvası olmayan kuru kayma taşlardan yapılan küçük kapılı evleri görünce “Gerçekten dede siz bu evlerde mi yaşadınız” diyerek hayretlerini gizleyemezlerdi.
Yaylamızda 2 kilometre kare içerisinde biri birine yaklaşık 5- 6 pınarda suyun yerden nasıl kaynadığını görünce çok sevinmişler ve etrafı çam ormanları ile kaplı bol oksijenli havayı teneffüs edince beğenip burada çadır kuralım kamp yapalım demeye başlamışlardı.
Rahmetli babamın silahalara ve ava düşkünlüğü sevgisi genetik olarak bizlere de geçtiği için yaylaya gittiğimiz zaman benim 3- 4 ruhsatlı av tüfeğimi oğlum Mustafa’nın ruhsatlı tabancasını götürürdük.
Yanımıza bol fişek ve mermi alır uzağa pet şişeleri hedef dikerek erkek ve kız çocuklarımızla birlikte büyük torunum Yusuf Kemal’e atış talimi yaptırırdık.
Rahmetli annem de bizimle beraber gittiği zaman “Ah oğlum ah baban sağ olsaydı da boşa attığınız fişekleri, mermileri görseydi. İçi sızlar müsade etmezdi” derdi. Babam Konya’dan kutular içerisinde saçma ve barut, kapsül alır, kendi eliyle özenerek av fişeklerini doldurduğu zaman etrafına toplanır sessizce zevkle seyrederdik.
Biz de büyüdüğümüz zaman babam gibi fişekleri doldurup ava gidip tavşan keklik vurarak eve dönmenin hayalini kurardık.
Babamın av tüfeğini asılı olduğu yerden indirir horozlarını kaldırır boş olarak nişan alır tetiğini kardeşim Osman’la sıra ile çeker sesinden zevk alırdık.
