Bu gün 29 nisan 2026 çarşamba saat 17 oğlum Mustafa baba köyde sılayı rahim yaparız, oradan ketenlik üç pınar yaylamıza gidelim mi diye sordu.
Günün çoğunluğunu evde geçiren birisi için sorulmadan kabul edeceği etkinlikti.
İnsanlar çocukluk, gençlik yıllarının geçtiği yerleri orada yaşadığı olayları ve anılarını kolay kolay unutmazlar.
Belli bir yaştan sonra insanda oluşan fiziki değişimler sonunda durağan bir yaşama geçeriz.
Fakat doğup büyüdüğü köyüne, yaylasına gittiği zaman yaşadığı yerleri dağını, ormanını, pınarları, yemyeşil çayırları ve tarlalarını görünce hatıralar ve anılar gözünün önünde yeniden canlanır ve insana yeni bir güç ve enerji gelir.
Yaptırdığımız çeşmenin hava yapıp yapmadığını kontrol eder, bidonlara su doldururuz getiririz hem de bol oksijen alır geliriz
dedi.
Bizimle beraber müsait olan iki torunumuda aldık vakit geç olmasına rağmen yola çıktık.
Başarakavak köyünde bir çok yayla var ama en güzel yaylası Ketenlik üç pınar yaylamızdan bahsetmek istiyorum.
Yaylamız denizden 1750 metre yükseklikte Konyadan da 734 mt yükseklikte her zaman 7-8 derece daha soğuk etrafı ormanlarla kaplı dağlarla çevrilmiş düz geniş bir alanda büyük dedelerimiz tarafından kurulmuş.
Konya’ya 45 km uzaklıktadır.
Canlıların hayatını sürdürmesi için gerekli olan hayati önem taşıyan su yaylamızın her tarafından bolca çıkmaktadır.
Yaylanın adı aldığı Üç pınarlar, Baş pınar, Kazezgilin pınarı, Kötü Musagilin pınarı olmak üzere bir kilometre kare içerisinde topraktan kaynayan (çıkan)pınarların bol olduğu altınapa barajını besleyen suların çıktığı bir yer.
Pınarların yerden kaynayan suları gören torunlarım Dede bu sular yerden nasıl çıkıyor diye sormaya başladılar.
Haklılar suyu muslukta, çeşmede veya plastik şişelerde gördüler.
Onlara kışın yağan yağmur ve karların eriyip toprak altında toplanması ve yıllardır aynı yerden kaynayıp çıktığını anlattım.
Yıllardır suyu kesilmeyen Gazezğilin pınarı son iki yıldır yağışların az olmasından dolayı Ekim ayında kesildi ilk baharda borular içerisinde biriken havayı alınca tekrar akmaya başladı.
Torunum dede suya elimi değdirebilireyim diye sorunca pınarlardandan yere yüzü üstü yatarak suyun dibindeki çiyanları küçük kurbağa yavrularını seyrederek kana kana su içtiğimizi anlattım.
Temmuz ayında bu pınarın içinde çimdiğimizi suya atladığımız yeri gösterdim
Bu pınarın başında yayladaki arkadaşlarımla ortak hörpütme yaparak yediğimizi anlattım.
Hörpütme küçük sapsız topraktan yapılmış Üzlük içine her çoçuğun getirdiği yoğurtları karıştırır çatal yerine ince çubuktan ucu sivrilterek kurşun kalem gibi çöpün ucuna tandır ekmeği parçasını takıp üzlüğün içindeki yoğurda batırıp yerdik.
Çöpün ucundaki ekmeği üzlük içerisine düşüren kişiye ceza olarak çöpü pınar başınada yere diş tutacak kadar çakardık dişi ile çıkarırdı. Hörpütme yeme işi pınar başında saatlerce sürerdi.
Baş Pınarın çıkışından itibaren Bizanslar tarafından yapıldığı söylenen eğri ırmak üzerine dağdan söktüğümüz taşlarla boyumuza yakın yükseklikte bent yaptığımızı yüzmeyi burada öğrendiğimizi söyleyince hayret ettiler.
Aradan 65 yıl geçmesine rağmen bent yaptığımız yerdeki taşlar hala duruyordu onlara gösterdim.
Yaz tatili döneminde yaylada atları ve öküzleri, eşekleri otlatmak, yaymak bizim görevimizdi.
Aynı zamanda tarlalarda ekili buğday, pancarları yiyen çok kemirgen ve üreyen GELENİ avlardık.
Yedikleri buğday, pancarları bir daha yememeleri için tutar köpeklere yedirirdik.
Şimdi bazı kişilere hayvan severlere o yaşta yaptığımız iş vahşice gelebilir. Günümüzde çeşitli ilaçlarla yabani otlar, böcekler, zararlı hayvanlar ekili mahsüllere zarar vermesin diyerek çeşitli yöntemlerle öldürülmekte.
60 yıl önce zararlılarla mücadele edecek ilaçlar yoktu köylüler tarafından kullanılmıyordu dağlarda bol miktarda keklikler vardı karşılıklı ötüşlerini zevkle dinlerdik.
Günümüzde avcılar ve tarlalara atılan ilaçlar sonunda o dağlarda keklik tavşan kalmadı.
Suya uzak olan yerlerdeki erkek geleni taştan korkmaz diyerek yaklaşır sapanla avlardık.
Suya yakın gelenilerin deliklerini su doldurup deliğin ağzına çıkınca elimizle canlı canlı yakaladık. gelenilerle çeşitli oyunlar oynar deneyler yapardık.
Şimdi düşünüyorum da biz o yıllarda hayvanlara karşı çok mu acımasızdık ama ben çok hayvan sever biriyim.
Termal tesiste 9 köpek, 40 kedi, 12 kaz, 10 ördek, 15 horoz, 30 tavuk, 5 angut kuşu, 6 tavus kuşu, 6 hindi, 6 Ankara tavşanı, 1 at, 25 koyun beslemekteyiz.
Geleniler tarlalarımızda ekili ürünlerin yaklaşık yüzde 25’ni yiyip bitiriyorlardı.
Rahmetli Babam bize her gün 100 geleni tutarak onlarla mücadele edeceksiniz demişti.
Sabahtan akşama kadar geleni tutmaktan sıkıldığımız için onlara çeşitli eziyetler yaparak vakit geçiriyorduk.
Yaylada yaptığımız işleri çocuklarımıza ve torunlarımıza anlatıyorum .
Teknolojinin her geçen gün hızla ilerlemesi, şehirleşme ve oyun alanlarının yetersizliği gibi nedenlerle çocuklarımızın, torunlarımızın oyun oynama ve sosyalleşme alışkanlıklarını değişti.
Zamanla geleneksel oyunların yerini bilgisayar ve internet yoluyla oynanan dijital oyunlar ald
