İSTANBUL’DA 7 YIL KALMAMA RAĞMEN OLTAYI ELİME ALIP HİÇ BALIK TUTMADIM AMA BALIK TUTMAYI YASSIADA’DA ÖĞRENDİM.

Balık tutmak için yatağımda olta hazırlarken
Balık tutmak için yatağımda olta hazırlarken

Yassıada’da Yedek Subay olarak askerlik görevine başladıktan sonra, önceki dönem Yedek Subay arkadaşlarımız ve Deniz Kuvvetlerinde görev yapan kalıcı Subaylar ve Astsubaylar akşam üzeri balık tutuyorlardı. Kıyıdan olta ile Karagöz balığı veya sandallara binip adadan biraz açılır yine olta ile istavrit, izmarit, uskumru, çinekop, lüfer gibi balıkları zamanı ve mevsimine göre tutarlardı.

İstanbul’da 7 yıl kaldım, bu süre içerisinde denizde olta ile hiç balık tutmadım. Hangi balık hangi tip olta ile nasıl tutulur, kaç numara misina ve iğne ile tutulur bilmiyordum. Yassıada belki tarihinde ömründe olta alıp hiç balık tutmamış bir asteğmeni görmüş oldu.

Balık tutan Subay arkadaşlarımdan, Astsubaylardan ve askerlerden nasıl balık tutulduğunu onlara bakarak yavaş yavaş öğrenmeye başladım.

Karaköy’de Galata Köprüsü altında ve perşembe pazarında balık tutmak için olta, misina, iğne, hazır yem satılırdı. Gerekli malzemeleri aldım kendime güzel bir balık takımı kurdum.

Ada’da akşam ve gece en çok tutulan Karagöz balığı avlamak için deniz kıyısına akşam üzeri indim. İğneyi ekmek hamurunun içine saklayıp misinayı akıntıya bıraktım, ilk gün yaklaşık 1.5 kilo ağırlığında büyük bir Karagöz balığı tuttum. Balık yutmanın zevkini ve heyacanını orada keşfettim.

Ayrıca her akşam ada Komutanın emri ile güneş batmadan askerler adanın büyük balık ağlarını sandalla denize serer, bir ucunu kayaya, diğer ucunuda denizde şamandıraya bağlar. Sabaha kadar durur sabah askerler ağı sandala çeker getirirdi.

Ağdan çıkan balıkların en iyisi Ada Komutanı Albaya ayrılır, kalan balıkları subaylar ve askerler yerdik. Kalan kısmı Heybeli Ada’da komutanın dost ve arkadaşlarına paketlenir, bir kısmını da İstanbul’da Kasımpaşa Deniz Kuvvetleri tersanesindeki Subaylara paketler halinde gönderirdik.

Ada’nın bir çok işi tersanede görevli subaylarla çözülüyordu. Onlardan ada için gerekli çimento, demir, inşaat malzemelerini alır, bozulan makinalarımızın tamiri, yanık elektrik motorlarımızın sarım tamir işlerinin yapılması için gerekli izinleri verirlerdi.

Yassıada’da askerliğim süresince bu işlere ben bakardım. Her zaman ağdan balık çıkmazdı o zaman hemen Karaköy’de ki balık pazarına gider, o gün ne balık varsa ikişer kilo naylon torbalara doldurturdum.

Sanki Yassıada’dan gelmiş gibi Kasımpaşa tersanesindeki subaylara dağıtır, istediğim malzemeleri alır, İşkampavya dediğimiz motora yükler, askerlerle birlikte yaklaşık 2,5- 3 saatte İstanbul’dan Yassıada’ya Marmara Denizi’nin hırçın dalgaları ile boğuşarak varırdık.