HÜSEYİN ENİŞTEMİN EVİNİN BODRUMUNDA BULUNAN BİR ODA VE GİRİŞTEN İBARET OLAN EVİ KİRALADIK BURADA YAKLAŞIK ALTI YIL OTURDUK

Hüseyin Enişte’nin evinin bodrumunda içinde kiracının oturduğu bir odası vardı, çıkmasını bekliyorduk. Kiracı boşalttı, hemen orayı kiraladık.

Kiraladığımız yerin girişi 8 metrekare, burayı mutfak olarak kullanıyorduk. Arka bahçeye bakan küçük bir penceresi vardı. Oturma odası ise 10-12 metrekare genişliğinde, tavana yakın yerde 50 cm boyunda ve eninde odanın ışık alması için yapılmış küçük bir penceresi vardı.

Pencere bahçeden ışık alıyordu ama odayı yeterli aydınlatmıyordu. Hep loş bir aydınlık olurdu. Pencereden güneş ışığının gelmesi ve  odanın içinde oturduğun zamanda bahçeyi görmen mümkün değildi.

Akşam yatma vakti geldiği zaman küçücük yüklükten yatakları indirip serer, sabah tekrar yatakları yüklüğe kaldırırdık. Bu odada masamız olmadığı için yerde ders çalışırdık, yer sofrasında yemek yerdik.

Yatakları koymak için yapılan küçük yüklüğün altı çimento ile sıvanmış, küçük bir boru ile bahçede kazılan çukura bağlanmış. Burayı aynı zamanda banyo olarak kullanıyorduk. Kışın sobanın üzerinde, yazın pompalı gaz ocağı üzerinde bakır bardakta veya güğümde suyu ısıtır burada banyo yapardık.

Evimizin elektriği vardı, elektrik sayacı müşterekti. Suyu yoktu, ilk zamanlar suyumuzu dışardaki sokak çeşmesinden testi, güğüm ve bardaklara doldurur eve getirirdik. Daha sonra evin girişindeki küçük bahçenin içine tandırın yanına çeşme alındı.

Odamız bodrum katta ve kerpiçten yapıldığı için odanın her yerinde yüzlerce irili ufaklı kara kara hamam böcekleri vardı. Işığı söndürünce vızır vızır dolaşmaya başlarlardı. Bazı zamanlar uyurken bizi uyandırır, biz de elektriği yakar, Osman’la beraber yarım saat elimizde yastıkla böcekleri öldürür tekrar yatardık.

Kışın 10 metrekarelik odamızı saçtan yapılmış odun sobası ile ısıtıyor aynı zamanda üzerinde yemek pişiriyor, demir bardak veya güğüm koyarak sıcak su ihtiyacımızı karşılıyorduk.

Yaptığımız işleri, hatıra ve anılarımı çoğul olarak anlatıyorum çünkü kardeşim Osman’la aynı evde birlikte kalıyorduk. Aynı okula beraber gidiyor, aynı sınıfta, aynı sırada oturuyorduk. Sabah, öğle, akşam yemeklerini birlikte yiyorduk.

Elektrik ışığından birlikte yararlanalım diye aynı zamanda ders çalışıp, aynı zamanda yatıyor aynı zamanda kalkıyor elektriği tasarruflu kullanıyorduk.

Babamın parasal geliri her köylü gibi belirli zamanlarda daha çok olurdu. Harman sonu buğday, arpa, yulaf, çavdar sattığında veya yayladan koyunlar köye geldikten, yayla göçtükten sonra, peynir yağ satıldığı zaman veya pancar parası ödendiği zaman, koyun, kuzu, toplu sattığı zaman eline para geçerdi.

Yapacağı ödemeleri gelecek parasına göre planlar, zamanında öderdi. Bizim okul masraflarımızı bekletmeden zamanında ödemeye çalışır, pazar paramızı ayrı, harçlığımızı ayrı verir arkadaşlarımız içerisinde mahçup olmamızı istemezdi.

Çünkü kendisi Başaralı Mehmet Ağa’nın torunu Başaralı Hasan Hüseyin Efendi’nin oğlu idi. Varlık içerisinde Başaralı Konağında yaşamış, ilkokulu türbe önünde okumuş, varlığı zenginliği bilen ama bunları hiç kimseye belli etmeyen bir kişiliği vardı.