Okuldan mezun olduktan sonra Üsküdar Uncular’da ki talebe evimizi boşalttık ev arkadaşım Halil Uçak’ın kardeşinin kiraladığı askere gittiği için boş olan İstanbul Şişli’de Kurtuluş Mahallesi’nde Rumların yoğun olduğu son durakta kilisenin karşısında tek katlı tek odalı eve taşındık.
Çalıştığım iş yerinden bir akşam üzeri ayrıldım Kurtuluşta bir lokantada karnımı doyurdum eve geldim.
Evde benden başka kimse yok kış günü hava soğuk mu soğuk. Dışarıda fırtına var. Evin içi buz gibi. Isınmak için elektrikli ısıtıcıyı açtım, yatağın içine girdim, yorganı üzerime örttüm.
Bir müddet odanın içi ısınsın sonra elektrikli ısıtıcıyı kapatırım dedim ama o yorgunlukta sıcak ısıtıcının karşısında uyumuşum. Bir müddet sonra nefes alamaz hale geldiğimi hissettim ki can havliyle uyandım.
Bir baktım baş ucumdaki komidin üzerine koyduğum elektrikli ısıtıcı uzun süre yanmış ki komidinin ahşabı tutuşmuş yanmaya başlamış onunla birlikte etrafındaki eşyalar da yanmaya başlamış.
Hemen elektrikli ısıtıcının fişini pirizden çektim odanın içini göz gözü görmez bir şekilde duman kaplamış, nefes almakta zorlanıyorum. Hemen el yordamı ile yanımdaki pencereyi açtım temiz hava gelsin dumanlar dışarıya çıksın istedim.
Dışarda çok sert esen İstanbul’un fırtınası dumanın dışarıya çıkmasına müsade etmedi ama temiz oksijenle birlikte odayı doldurdu.
Musluktan bir kaba su doldurdum, yanan kısımların üzerine döktüm söndürdüm. Olayın korkusu ve heyacanı içerisinde her tarafımın titrediğini hissettim.
Gece yarısı gidecek bir yerim yok, bir müddet sonra odanın içindeki dumanlar yavaş yavaş pencereden dışarı çıktı. Ben de tekrar o yanık kokulu odada ve yatakta sabaha kadar uyumaya çalıştım.
Büyük zorluklar ve sıkıntılar içerisinde Elektrik Mühendisliği diplomamı aldıktan çok kısa süre sonra elektrik sobasından çıkacak yangını büyümeden söndürme fırsatı veren Allah’ıma hep şükrederim.
43 yıllık meslek ve iş hayatımda yangınla ilgili tek hatıram buydu.
