BUGÜN BABAMIN VEFATININ 58. SENEYİ DEVRİYESİ, BİRLİKTE GEÇEN YILLAR ANILARIM HATIRALARLARIM BİRLİKTE AİLE DEDELERİMİZİN YAŞADIĞI YILLARDA GEÇEN OLAYLARIN BİR KISMINI YAZARAK ANMAK İSTEDİM.

   Baba sevgisi bir efsanedir, çocuklukların en önemli yapı taşlarından bir tanesi.
   Çocuklarının rol modeli olmak, onlara kol kanat germek, onlarla ilgilenmek ve güvenli bir yaşam oluşturmak annelerin olduğu kadar babaların da görevidir.
Kimi çocuklar şansızdır babasını bilmeden tanımadan büyür.
Kimi çocuklar şanslıdır babasının dizinin dibinde büyür.
Kimi çocuklar çok şanslıdır çocuklarını babasına sevdirir.
Kimileri çok çok şanslıdır babası ile birlikte büyür yaşlanır.
Kimi çocuklar da baba diyebilmiş beraber büyümüşler babası ile bir müddet yaşama zevkini tatmış, sonra tadı damağında boynu bükük kalmış çünkü babasını genç yaşta kaybetmiş.
   Allah tüm babaların ve annelerin çocuklarının mutlu, sağlıklı, huzurlu günlerde görmelerini nasip etsin inşallah.
   Ben 2.5 yaşında iken dedem ve babaannem daha iyi bakarız yetiştiririz diyerek Başarakavak köyünden        Konya’ya götürmüşler orada büyüdüm.
   İlk okula heykelin karşısındaki DSİ binasının olduğu yerdeki kurtuluş ilk okulunda başladım. İkinci sınıfı yeni yapılan Mümtaz Koru ilk okulunda okudum ve üçüncü sınıfa geçtim.
   Tekrar köye döndüm 3-4-5 sınıfları kardeşim Osman’la birlikte Başarakavak köyü ilk okulunda okuduk 1959 yılında mezun olduk.,
   Babam 13 temmuz 1965 yılında 43 yaşında akciğer kanseri hastalığından vefat etti.
   Aramızdan ayrılıp hakkın rahmetine kavuşalı 58 yıl oldu.
   Her çoçuk babasını hiç unutmaz onunla geçen hatıralarını, anılarını hep hatırlar.
   Babam vefat ettiğinde de ben 17 yaşında kardeşim Osman’da 16 yaşındaydık.
   Konya’da sanat okulunda 5 yıl ailemizden ayrı olarak kardeşim Osman’la birlikte okudum. Yaz tatilinde köye gittim aileme yardım ettim.
   Babamla toplam 8 yıl birlikte olduk bu kısa süre içerinde birlikte geçen günlerde ki hatıra ve anılarımın bir kısmını yazarak onun vefat etmeden 4 yıl önce foto Behçet de çektirdiği resmini de paylaşmak istedim.
AİLEMİZDEN KISACA BAHSETMEK İSTİYORUM
   Köyde Hacı Osman gil Konya’da Başaralılar olarak anılan aile dedelerimizin isimlerine doğum tarihlerine 310 yıl önce yazılan nüfus kayıt belgelerindeki bilgilere ulaştım.
   Babamın dedeleri 1712 yılında doğan Ak sakallı çiftçi Mustafa, 1972 yılında doğan öksüz Mehmet, 1809 yılında doğan Büyük Hacı Osman, 1841 yılında doğan Küçük Hacı Osman, Küçük Hacı Osman’ın oğulları 1874 yılında doğan Başaralı Zade Mustafa (Mustafa Lütfi Başaralı) 1876 yılında doğan Kara Mehmet ( Mehmet Başaran) oğlu babamın babası 1898 yılında doğan Hüseyin Başaran (dedem)
   Bu kişilerin hepsi köyde küçükbaş hayvan yetiştiriciliği, un değirmeni işletmeciliği, develerle İstanbul, İzmir,     Mersin gibi limanı olan illere Konya’dan tuz götürüp” dönüşte gemilerle gelen malzemeleri getirip hem nakliye işi ve ticaret yapmışlar.
   Osmanlı döneminde öşür vergisi Galata bankerlerin başlıca işi iken ihaleye girmişler Konya’da bir çok yerde bu hizmeti de yapmışlar.
   Dedelerimiz son 10 Osmanlı padişahı döneminde de aynı işlerli ve ticarete devam ederek aile ekonomik olarak çok güçlü hale gelmişler.
   Başaralı Zade Mustafa Efendi kardeşi Kara Mehmet Ağa 1900 yılında Türbe önünde 3 blok 4 katlı toplam 66 odalı muhteşem Başaralı konağını yaptırmışlar.
   Kapı cami önünde de Konya’nın ilk oteli olan 53 odalı Başaralı otelini ve 32 adet dükkandan oluşan Başaralı çarşısı da 3 yıl içerisinde yapılmış.
   Bu yatırımları için 500 bin altın harcanmış Babadan oğula devrederek biriken altınlarla yapmışlar.
   Başaralı konağını 1958 yılında yol açmak için Belediye tarafından yıkılmış.
   Başaralı otelinin ve çarşının yarısı 1977 yılında yeni bina yapılmak için diğer yarısı 1997 yılında Konya Büyükşehir belediyesi tarafından yıkıldı yeni açılan caddeye     Başaralılar ismi verildi.
   Konya’ya 1926 yıllarında elektrik dağıtımına önce Hükümet konağına daha sonra Başaralı Konağına bağlandığını babaannem hep söylerdi.
   Babamın dedesi Başaralı Zade Mustafa Efendi kurtuluş savaşı öncesi Konyada Kuvayi Milliye cemiyetini ilk kuranlardan olup Atatürk’ün yakın arkadaşı dostuymuş.
   Konya’ya geldiği zaman zaman Atatürk’ü ve etrafındaki ekibi Başaralı otelinde misafir edermiş.
   İstiklal savaşı öncesi orduya Konya’dan en büyük maddi yardımı yapanların içindeymiş.
   İlk mecliste Konya mebusu yapmak istemiş medrese mezunu Mustafa efendiyi kabul etmemiş ben tüccar adamım hep senin yanında olacağım fakir halktan toplanan paradan her ay 500 lira aylık ödenmesine karşıyım bu para bence helal değil bu görevler para ile yapılmaz demiş.
   Savaş bitikten sonra Atatürk yüzde 40 hibe kalan yüzde 60’a Konya Ilgın şeker fabrikasının karşısında 4900 dönüm arazi vermiş. Başaralı çiftliği olarak orada çiftçilik yapmış.
BABAMIN DOĞUMU OKUL YILLARI
   Babam Başaralı Konağında 1922 yılında doğmuş. İlk okulu Türbe önündeki çukur mektepte okumuş. Orta okula devam etmek istemiş hatta babasından habersiz kaydını yaptırmış.
   Babası ilk okuldan sonra okumasını istememiş okuldan kaydını alarak köye götürmüş.
    Babam ilk okuldan sonra okuyamadığı için hep üzülürdü.
Benim ilk okul arkadaşlarımın bazısı okumaya devam ettiler kimisi Doktor, kimisi de Avukat oldu ben de okusaydım bende doktor veya avukat olabilirdim derdi.
Şimdi bir çift atın arkasında yıllarca zor şartlarda çiftçilik yapmazdım derdi.
AİLEMİZİN EKONOMİK OLARAK SIKINTIYA DÜŞMESİ.
   1930 yılında Dünyada ve Türkiye’de yaşanan kuraklık ekonomik kriz sonucu ticaret durma noktasına gelmiş.
   Ayrıca 1928 Başaralı Zade Mustafa efendi dede Tekel’den kiraladığı tütün işleme fabrikasında muhasebeci olarak çalıştırdığı kişi Tekelden aldığı 500 bin lirayı zimmetine geçirmiş.
   Önce Yunanistan’a sora Amerika’ya kaçmış.
Başaralı Mustafa Efendi Devlete olan borcunu ödemek için tüm mal varlıklarını satmak mecburiyetinde kalmış.
Bu kişi yıllar sonrasında 1948 yılında ABD den bir milyon dolar göndermiş zamanın ulusal gazeteleri haber olarak yazmasına rağmen gönderilen dolarların izini bir türlü Ankara’da bulamamışlar.
İLK OKUL YILLARIMIZ
   Babam bizi ilk okuldan sonra okutmak istediğini derslerimize çok çalışmamızı söylerdi. Her ne şartta olursa olsun gerekirse ceketimi satacağım sizleri yine okutacağım derdi.
   Köyde ilk okulumuz 2 sınıflı 2 öğretmenli küçük bir okuldu.
   O yıllarda köyümüzdeki ilk okuldan mezun olup Konya’da sanat okulu veya liseden mezun olup üniversiteyi bitiren kişi yoktu.
   Kardeşim Osman 1972 yılında ben de 1974 yılında üniversiteyi bitirip Elektrik Mühendisi olmuştuk ama babamın görmesi nasip olmadı.
ERKEK SANAT OKULU YILLARIMIZ
   Babam ilk okulu bitirdikten sonra 1959-1960 ders yılında Konya Erkek Sanat Okulu orta kısmına kaydımızı yaptırmak için getirdi.
   Bizim iyi bir motor ustası olmamızı istiyor motor bölümünde okuyup mezun olduktan sonra ikimize birlikte motor tamir bakım atölyesi açmayı başımızda bulunmayı da çok arzu ediyordu.
   Babam ilk okuldan sonra Konya’da sanayisinde bir motor ustasının yanına çırak olarak verip orada da bu mesleği öğreneceğimizi de biliyordu.
   Ama 65 yıl önce bizim erkek sanat okulunda okuyup diplomalı meslek sahibi olmamız babamızın en çok isteğiydi.
   Babam’a motor bölümünde neden okumamızı neden çok istiyorsun diye hiç sormadık çünkü o yıllarda en geçerli popüler meslek motor tamirciliğiydi.
   O yıllarda çekilen hala seyrettiğimiz Türk filimlerinin bir çoğunun senaryosu zengin fabrikatör kızı arabasını tamir ettirmek için oto tamir atölyesine gelir.
   Arabasını tamir eden parasız ama yakışıklı gence aşık olur. Filim böyle devam eder mutlu bir şekilde son bulur.
   Babası (dedem) 1948 yılında ABD’in Marshall yardımı çerçevesinde Türkiye’e tarım ürünlerini artırmak için verdiği araçlardan Caterpillar marka paletli biçerdöver ile paletli traktör satın almış.
   Babam o zaman 26 yaşındaymış biçerdöver ve traktörle Urfa’da Konya’da diğer şehirlerde buğday arpa ekmiş çiftçilik yapmış. Biçerdöver pek randımanlı çalışmadığı için satmışlar.
   Paletli Traktörle Konya’da ve köyde epey çiftçilik yaparak kullandığını ve 1958 yılında satıldığını hatırlarım.
   1958 yılından sonra köyde babam iki çift atla zor şartlarda çiftçilik yapmaya başladı.
   Babam Konya Erkek Sanat okulu Orta kısmına kayıdımızı yaptırdığı zaman ben 12 yaşında kardeşim Osman’da 11 yaşındaydık.
   İhsaniye mahallesi o zaman ki ismi Garipler mahallesinde Medaş’ın olduğu yerde teyzemlerin kerpiçten yapılmış evinin bodrumunda bir oda kiraladı.
   Bize dediği ilk söz okursanız sonuna kadar arkanızdayım şayet okumazsanız köyde biriniz iki at bir araba ile çiftçilik yapacak, diğeriniz de Üç Pınar yaylasında evimiz ağılımız ve koyunlar hazır çobanlık yapacaksınız karar sizin dedi.
Tek şartım her sene sınıfınızı geçeceksiniz sınıfta kalmak yok sınıfta kalan köye dönecek dedi.
   1961-1962 ders yılında sanat okulu orta kısmını ikimizde sınıfta kalmadan 3 yılda bitirdik yaz tatili hep olduğu gibi köye ailemize yardım etmeye geldik.
BABAM ÇOK SİGARA İÇERDİ
   Günde iki paket tütün içerdi paketleri kiloyla alır paketlerin üzerinde bu tütünler Karadeniz kıyılarından toplanmış içimi kolay tatlı serttir diye yazardı.
   Babam iki tekel tütününü alacak büyüklükte nikelajlı tütün tabakası açar, eline çift sigara kağıdından kalınca bir sigarayı parmakları arasına sıkıştırarak sarar ve ağzına alacağı kısımı incecik sarardı.
   Cebinden çıkardığı gümüş başlıklı sigara takımını üfler sardığı sigarasını özenle büke büke yerleştirdi.
   Muhtar çakmağı denilen benzinli çakmağı ile yakar ve sigaradan derin derin bir nefes çekerdi.
   Biz soramazdık ama Annem sorardı ne düşünüyorsun Mustafa derdi ama yine susardı.
   Belki bir zamanlar Konya’nın önde gelen zengin aile çoçuğu torunu olarak Başaralı konağında büyüdüğü günleri ve şimdiki durumunu düşünüyordu.
   Babamın sert görünüşünün altında güçlü, kararlı, güvenilir, sözünde ve haksızlıklara karşı duran kimsesizlerin yanında olan bir yapısı vardı.
   Bu özelliklerini kendisini tanıyan herkes tarafından söylendiğini, kendisi hakkında hiç kimsenin olumsuz görüş bildirdiğini görmedik duymadık.
   Bilenler rahmetli Baban başka idi diyerek memnuniyetlerini bildirmelerinden biz çocukları olarak hep mutlu olurduk.
   Babamın akciğer kanserine hastalığına birinci sebebi çok sigara içmekten kaynaklandığını bildiğimiz için ben ve iki kardeşimde hiç sigara içimdik.
BABAM HASTALANDI
   Babam 1962 yılında hastalandı. Konya’da önce verem hastanesine daha sonra Akyokuş’taki göğüs hastahanesine tedavi olmak için doktorlar yatırdı.
   Doktorlar rahatsızlığının üşütmeye bağlı olarak ak ciğerinde duman var dediler.
   Babam verem hastanesine yattığına çok üzülmüştü çünkü yiyeceğimiz de vardı harcayacağımız paramız da vardı.
   O yıllarda verem hastalığı yoksulluk ve yetersiz gıdasızlıktan oluşan bulaşıcı bir hastalıktı.
   Tedavisi Konya’daki doktorların isteği ile Ankara’da     Numune hastanesine yeni alınmış cihazla Atom ışını tedavisi yapılmasına karar verdiler.
   Babam Ankara numune hastanesinde yaklaşık bir ay tedavi gördü.
   Tedavi olumlu yönde iyileşme gösterdi zayıflayan kilo kaybeden babam kilo almış olarak köye döndü hastalığının iyileştiğini gören başta annem ve biz çocukları çok sevindik ama rahatsızlığı devam ediyordu.
   ERKEK SANAT ENSTİTÜSÜ ELEKTRİK BÖLÜMÜNE BAŞLADIK
   Sanat okulu orta kısmını bitirenler aynı okulun iki yıllık enstitüsüne hangi mesleğe devam etmek isterse kaydını yaptırırdı.
   O yıl meslek tercihlerinde yoğunluk olduğu için bir ay önceden imtihan yaparak en yüksek puan alanlardan başlayarak meslek bölümlerine yerleştirmişler.
   Köyde imtihandan hiç haberimiz olmadı. Harman kalktı okulun açılmasına 3-5 gün kala babam ben kardeşim     Osman’la birlikte çok istediği motor bölümüne kayıtlarımızı yaptırmak için köyden Konya’ya kamyon üzerinde geldik.
   Bir ay önce yapılan imtihanda en yüksek not alan öğrenciler sırasıyla elektrik, motor, tesviye, demir, marangoz, model, döküm bölümlerine yerleştirmişler.
   Bize yalnız döküm ve model bölümlerinde boş yer var oraya kayıt olabilirsiniz dediler. Babamın istediği motor bölümüne girmemiz mümkünü yoktu tüm hayallerimiz yıkılmıştı.
   Babamla rahmetli Konya D.P. milletvekili Muhiddin     Güzelkılınç’ın kardeşi Mustafa Güzelkılınç’ın (Kara Mustafa) Saray otelindeki yazıhanesine gittik.
   1960 ihtilali sonucu tüm DP milletvekilleri görevden alınmış bir kısmı hapishanelerdeydi.
    Durumu anlattı o da sanat okulu müdürüne telefon etti benim çok yakınımın çocukları bunlara yardım et diye kart yazarak bizi gönderdi.
   Okul müdürü Mustafa Karluk babama sordu çocukların hangi bölümde okumasını istiyorsun dedi.
   Babam da motor bölümünde okumalarını istiyorum dedi.
   Müdür çocukların boyu kısa kendileri daha küçük motor bölümü yağlı paslı bunları elektrik bölümüne kaydını yaptıralım iyi bir meslekleri olur dedi.
   1962-1963 ders yılı Erkek Sanat Okulu elektrik bölümüne başladık.
   Sınıfımız 25 kişiydi sabah teori dersleri öğleden sonrada atölyede meslek dersleri görüyorduk.
   Babamın hastalığı artmaya başlamıştı tedavi için tekrar Ankara Numune hastahanesine gitti epey yatarak tedavi oldu tekrar köye döndü.
   Elektrik bölümü birinci sınıfını her ikimizde geçerek   1963-1964 ders yılında elektrik bölümünün son sınıfına başladık.
   SANAT OKULU ELEKTRİK BÖLÜMÜNÜ BİTİRDİK
   Hasatalığı süresince tedavi masrafları hastane ve ilaç bedellerinin tamamını babam ödüyordu.
   Ekonomik olarak dara düşmüştü kullanamadığı çok sevdiği Alman filintası mavzerini 200 mermisi ile birlikte     Kadınhanlı birisine 2000 liraya sattı bu satıştan kimsenin haberi olmasını istememişti
ZOR ŞARTLAR İÇERİSİNDE OKUMUMAYA ÇALIŞTIK
   Günde 4 sefer 5 yıl Hayat tostçusunun önünden geçiyorduk bıyıklarını ayrana batıra batıra tost yiyen kişileri hep görüyor içimiz gidiyordu ama tost alacak paramız yoktu.
   Ayağımızda lastik ayakkabı üzerimizde bir ceketle kışı geçiriyorduk.
   Hiç tam bilet alıp sinemaya gitmedik pazar günleri çoğunlukla Atatürk stadında parasız maçları seyreder veya tarlada top oynayarak geçiyordu.
   Akşam yemeklerimiz çoğu zaman pompalı gaz ocağında bulgur pilavı pişirip ayran ve soğanla beraber yerdik.
   Sabah kahvaltısında pancar pekmezi içine yoğurt koyup yerdik.
   Bazı dönemlerde okul aile birliğinin verdiği öğlen yemeğini yer çok mutlu olurduk.
   Kış günü akşam okuldan gelince odun sobasını yakar ısınırdık, sabahleyin yakmadan okula giderdik.
   Yıl sonunda kardeşim Osman eylülde mezun oldu ben elektrik makinaları dersinden geçemedim ve tek dersten bir yıl sonra eylül ayında yapılacak imtihana kaldım.
   Babam vefat ettikten sonra eylül ayında imtihan için köyden açık kamyon üzerinde geldim.
   İmtihana giren 30 kadar öğrencilerin hepsi ceket, mont gömlek giymişler kravat takmışlar.
   İmtihana giren öğrencilerden yalnız benim ceketim yoktu gömleğimin kollarını kıvırmıştım öyle imtihana girdim o anın ezikliğini hiç unutmadım.
   Babam benim okulu bitirip diploma aldığımı göremedi.
SANAT OKULU ELEKTRİK BÖLÜMÜNÜ BİTiRDİK AMA YAŞIMIZ KÜÇÜKTÜ
   Konya Sanat Enstitüsü Elektrik bölümünü 1963-1964 ders yılında bitirdiğimiz zaman ben 16 yaşında kardeşim     Osman da 15 yaşındaydık. Yaşımız küçük olduğu için sigortalı bir işe giremiyorduk.
   Bir yıl bekledik babamla birlikte hasta haliyle Konya’ya geldik mahkemede yaşlarımızı 2 er yaş büyüttük.
   Doğum tarihlerimizi mahkeme kararıyla benimki 1946 kardeşim Osmanın da 1947 oldu.
BABAMIN HASTALIĞI ARTARAK DEVAM EDİYORDU
   Babamın hastalığı gittikçe artıyor çok dayanıklı olmasına rağmen ağrılarına dayanamıyor.
   Muayene eden doktorun birisi ölmeden 6 ay önce kanser hastası olduğunu babama söylemiş bu babam için yıkım oldu günden güne eridi ağrıları dayanmayacak şiddetli oluyor doktorlar yüksek dozda ağrı kesici morfin iğnelerini yaptırıyordu.
   Bazen ağrılara dayanamazdı hem ağlar hemde türkü sözleri mırıldanırdı çokça söylediği türkü sözleri.
Şen olası Ürgüp dumanın tütmez
Kıratım acemi konağı tutmaz
Oğlum da pek küçük yerimi tutmaz
Cemal’im Cemal’im algın Cemal’im
Al kanlar içinde kaldım Cemal’im
Annem üç tane oğlun var biri yerini tutar seni başımızdan Allah eksik etmesin derdi.
Diğer söylediği türkü de
Emmiler emmiler Türkmen emmiler
Uzun uzun fistanlı Türkmen emmiler
Bir oğlum olsa idi versem hocaya
Okuya okuya çıksa heceye
Tosun at yorulur da gönül yorulmaz.
BABAMA ÇALIŞIP KAZANDIĞIMIZ PARAYI VERMEK KISMET OLMADI
   Babama işe girip kazandığım ilk aylığım diyerek para veremediğim için çok çok üzülüyorum.
   Ancak kardeşim Osman Konya Şeker fabrikasında 10 haziran 1965 tarihinde işe girmişti ilk 20 günlük aylığını almış hasta yatağındaki Babamı ziyarete köye gelmişti.
   Parayı Anneme verdi oda Babama Osman ilk aylığını almış parayı sana vermemi istedi dedi.
   Babam bir paraya baktı bir bize baktı ağlamaya başladı ben parayı ne yapacağım alın siz gerekli yerlere harcayın diyerek tekrar Anneme verdi.
   Bu olaydan 13 gün sonra vefat etti.
   Babam hastalanmadan önce çok sağlıklı güçlü yapısı vardı, boyu 1.85 ağırlığı 90-95 kilo idi, ama hastalık onu eritti son zamanlarda 45 kilo ya kadar düştü.
   Vefat ettiği gün ahırdaki eşek hiç durmadan anırıyordu bana eşek aç mı susuz mu diye sordu bende karnı tok suyunu içti dedim.
   Ama eşek hiç susmadan anırmaya devam ediyordu     Babam şu eşeği çay arasına götür biraz yayılsın sende ot biç batmasında yesin dedi.
   Ben de Killik’te Hölke Mehmetgilin bahçesine gittim iki saat sonra köye gelirken yolda babamın vefat ettiğini öğrendim.
   Yaklaşık 4 kilometre yolu dört nal süratle geldim.
   Babamın üzerine çarşaf örtmüşler cami hocası yıkıyor etrafta tüm aile ve komşular seyrederek ağlıyorlar.
   İkindi namazından sonra Başarakavak mezarlığına defnettik.
   O gün vefat edeceğini bilseydim hiç yanından ayrılmazdım, hastalığı süresince devamlı yanında oldum ona hizmet etmiştim.
   Babam’ın genç yaşta ölmesi küçük yaştaki çocukları ve 43 yaşında Annem için çok zor bir durumdu.
   Bize yardım edecek yol gösterecek yakın ve uzak akraba eş ve dosttan kimsenin olmadığını gördük.
   Annem ve çocukları olarak bizler bazı yükümlülükleri ve sorumlulukları almak zorunda olduğumuzu kısa sürede anladık bu durum bizi biri birimize maddi ve manevi açıdan sıkı sıkıya bağladı.
   Yeni hayatımızı, yaşantımızı artık Babamın olamayacağı bilinci içerisinde düzenlemeye ve uygulamaya başladık Babam ölünce Anneme dul, çocukları da öksüz kaldı İslamiyette dul ve yetimi yardım edilmesi gerekir denilmesine rağmen akrabalarımızdan ve yakın çevremizden pek yardım eden olmadığı gibi bazıları ise tam tersi hareket etmeye fırsatları değerlendirmeye çalıştılar.
   Bu şartlar içerisinde yeniden hayat mücadelesine başladık, bazen tanımayan kişiler Baban ne iş yapar diye sordukları zaman öldü demek içimizi sızlatıyordu ama yapacak bir şey yok takdiri ilahi her insanın vakti zamanı geldiği zaman gideceğimiz yer orası topraktan geldik toprağa gideceğiz.
   İnsanın Babası’nın genç yaşta ölmesinin acısının daha fazla olduğunu Babamın 43 yaşında ölmesi ile yokluğu ile daha çok anlamaya başladık.
   Babam öldüğü zaman Dedem’in Annesi, Dedem, Babaannem sağdı.
   Ölüm sıra ile gelmez derler ama genç yaşta birisi öldüğü zaman onun eşi çocukları hayat mücadelesin de hazırlıksız yakalanıyor bir bocalama devri geçiriyorsun daha sonra normal yaşama başlıyorsun.
   Ergenlik ve gençlik dönemimiz hayli zor geçti, çünkü karşınızda size model ve örnek olacak Babam hayatta değildi karekteriniz yaşınız oturana kadar doğruları içiniz acıya acıya Babanın yokluğu içerisinde öğrenmeye çalışıyorsun.
   Sağ olsa idi başınız sıkıştığı zaman veya bir konu üzerinde karar verme de tereddüt ettiğiniz zaman ona danışır onun fikrini alır ondan sonra karar vermek daha kolay olurdu.
   Meslek ve iş hayatınızda başarılı olmak, para kazanmak, iki ayağınızın üzerinde yıkılmadan, yere düşmeden, ezilmeden hayat mücadelesi vererek başarıya ulaşmak Babanız olmadan çok zor olduğunu yaşadık.
   Şükürler olsun başta rahmetli Annem ve kardeşlerim le biri birimize verdiğimiz destekler sonunda Allah bize birlik ve dirlik içerisinde kimselere muhtaç olmayacak şekilde yaşamayı nasip etti.
   Bulunduğumuz ve geldiğimiz ortamda her zaman Allaha hepimiz şükrettik.
BABAMDAN KALAN MALLARI SATIP KALAN BORÇLARINI ÖDEYİP KONYA’YA GİTMEYE KARAR VERDİK
    Her çiftçinin evinde olmazsa olmazı çok sevdiğimiz biri doru, diğeri kır iki atımız vardı. Çiftçilik yapamayacağımıza göre at arabasını, pulluğu ve düvenler ile birlikte hatırladığıma göre 2.000 liraya köyümüzde Pas  Ahmetgilin Mehmet’e sattık.
   Bizim aileden birisi olarak kabul ettiğimiz onunla birlikte büyüdüğümüz çok anılarımızın olduğu kara eşeğimizi de Kadınhanlı birisine sattık.
   Babamın kalan tüm borçlarını ödedik Konya’daki bodrum kattaki tek odaya hepimiz yerleştik.
   Önce şeker fabrikasında meydan işçisi olarak bir kampanya dönemin de çalıştım. Daha sonra üç yıla yakın kayalı park yanındaki petrol istasyonunda pompacı olarak çalıştım.
   Bu işin sonunun olmadığını askerliğimin de geldiği 1969 yılında üniversiteye gitmeye karar verdim.
   Bu kararımı kardeşim Osman’ın İstanbul Yıldız Teknik Okulu Akşam Elektrik bölümünü üçüncü sınıfına geçtiği 1969 yılında verdim.
   Yapılan imtihanları kazanarak o yıl bende İstanbul Yıldız Teknik Okulu akşam elektrik bölümüne başladım.
Gündüz mesleğimle ilgili şirkette çalıştım 5 yıllık okulu 1974 sene kaybetmeden bitirdim.
    Sanat okulu elektrik bölümü 25 kişilik sınıftı 1972 yılında Osman, 1974 yılında ben daha sonra bir arkadaş elektrik mühendisi olduk.
   Babam 1959 yılında günümüzden 64 yıl önce köyden Konya’ya Erkek Sanat okulunda okumak için getirmeseydi ben ve kardeşim Osman elektrik mühendisi olmayacaktık.
   Ne kadar dua etsek onun için ne kadar hayırlarda bulunsak hakkını ödeyemeyiz.
  Allah rahmet eylesin mekanın cennet olsun sevgili babam seni hiç unutmadık unutmayacağım.