Değerli dostlarım, arkadaşlarım.
Facebook’ta zaman zaman dedelerim, babamın, kayın babamın yaşadığı dönemlerde önemli gördüğüm yaşadıkları olayları yeni kuşaklar faydalı olur düşüncesiyle yazıyor ve paylaşıyorum.
Benim çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği köyümde geçen yaşadığım olayları anlatmaktan, ayrıca okul dönemimde ve iş hayatımda yaşadığım önemli gördüğüm konularıda zaman zaman yazarak paylaşıyorum.
Köyde geçen yaşadığım olayları ahırı, atı, iti, otu, boku olduğu gibi sansürsüz yazmaya çalışıyorum. Köyü hiç görmeyen Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Orhan Kemal gibi yazarların romanlarını okuyup, Yeşil Çam köy filimlerini seyrederek yazanlardan ve ahkam kesenlerden hiç olmadım.
O yıllarda Türkiye nüfusunun yüzde 80’i köyde yüzde 20’i şehirde yaşadığı dönemlerdi. Atatürk’ün Köylü Şehirlinin efendisidir sözünün geçerli olduğu üretken köylünün o yıllardaki olayları ekonomik durumlarını anlatıyorum. 60-65 yıl öncesi gibi köyde yaşamış kişilerin büyük çoğunluğu da benim hatıraları okuyunca ben de köyde anlattıklarını yaşadım beni o yıllara götürdün diyerek teşekkür ediyorlar.
YAYLADA KÜRT ÇALISI KESMEYE GİTMİŞTİK.
1962 yılı Erkek Sanat Okulu orta kısmına devam ediyorduk, yaz tatilinde Ketenlik Üçpınar yaylasındayız, yaşımız 13-14 civarında.
Rahmetli Babam o günlerde rahatsız olduğu için Konya’da hastanede tedavi görüyordu.
1965 tarihinde 43 yaşında akciğer kanserinden vefat etmişti. Annem yaylada tandırda ekmek yapacaktı. Tandırda en iyi ekmek kürt çalısı yakarak mümkündü. Kürt çalısı çok ince ve sert olduğu yaş olarakta yandığı için ateşi kolayca sönmediği için iyi ekmek pişirilen bir çalı cinsiydi.
Annem, ben ve kardeşim Osman’la birlikte üçümüz dağdan çalı kesmeye gittik. Kara eşeği iki tahra yanımıza alarak yaylanın yakınındaki Oğruca tepesine Kürt çalısı kesmeye gittik. Osman’la birlikte tahra ile kürt çalılarını kesiyoruz. annemde çalıları küçük küçük desteler haline getirip eşeğe yükleyeceğimiz düz bir yerde topluyordu.
Çalı yüklemek için eşeği semeri ile birlikte yere yatırıp ayağa kalkmasın diye ön ayaklarını iple bağlardık. Semerinin iki tarafına eşit miktarda küçük küçük çalı destelerini yükler, semere urganla sıkı sıkı bağlardık. Eşeğin semerinin iki tarafından tutar ayağındaki ipi çözer ayağa kaldırırdık.
Bizim eşek babam sesini iyi tanırdı yat dediği zaman hemen yatar, hiç devinmez kalk deyinceye kadar da hareket etmeden dururdu. Eşek yanında bizlerin olduğunu anladığı için yere yatmak istemedi. Osman’la birlikte eşeğin ön ayaklarını kıvırarak zorla yere yatırdık. Çalı yüklerken ayağa kalkmasın diye ön ayaklarını sıkı sıkı birleştirip iple bağladık.
Eşek semerine yüklenen yükü görmesin diye kulaklarına gömleğimizin kollarını eşeğin kulaklarına soktuk gözlerini de gömlekle kapattık. Birimiz başını tutuyor diğerimiz eşek ayağa kalkmasın diye kulaklarına çüş çüş diye seslenerek neredeyse yalvarıyorduk.
Yere yatırdığımız eşeğe çalıyı yüklemeye başladık semerine urgan ile sıkı sıkı bağladık. Ön ayağındaki ipi haberi olmadan çözdük. Yavaşça kalkması için “cık cık” dedik.
Semeri ve çalıyı üzerinden atmasın diye iki tarafından tuttuk, başını açtık yavaşça çekerek kaldırdık.
Eşeğin en önemli özelliği iki gözü ile dört ayağının nereye bastığını gördüğü için kolay kolay devrilmez. Arazinin durumuna göre iniş ve çıkış açısını çok iyi hesaplayan eşek üzerindeki yükünü devirmeden götürme özelliğine sahipti.
Bizim eşek çok çaprazdı, yavaş yavaş dağdan birimiz sağından birimiz de solundan annem de eşeğin yularından tutarak dağdan inmeye başladık. Eşek üzerindeki çalıları ve semerini atmak için dağdaki çalı ve ağaçlara takarak sarp yerlerden iniyorduk.
Eşek yine yapacağını yaptı semerini ve çalıları üzerinden atmak için çabalarken buna müsade etmeyeceğimizi anladı, ön ayakları üzerine doğru tökezledi kafa üstü dört takla atarak dağdan aşağıya yuvarlanmaya başladı. Eşek bir ağaca takılarak durdu ne semer kaldı ne çalı hepsi bir tarafa dağıldı.
Eşeğe kızıyoruz fakat kestiğimiz çalıyı yaylaya götüreceğiz annem tandırda ekmek yapacaktı. Dağılan çalıları topladık küçük parçalara ayırdık demet yaptık eşeği zorla yere yatırdık çalıları yükledik sonunda yaylaya vardık.
Anadolu kadını Annem bu yorgunluğun üzerine tandırda ekmek yapmak için hamur yoğurdu, tandırı yaktı. 3 tandır insan ekmeği, 2 tandır it ekmeği yaptı. Bizde tandırdan sıcak sıcak çıkan ekmeğin içine tereyağı sürerek kendimize ziyafet çekip yorgunluğumuzu gidermeye çalıştık. Aradan 60-65 yıl geçmesine rağmen o günkü yaşadıklarımı hep hatırlarım.


