Dağıtım şirketlerinin 2011-2015 yıllarında yapacakları yatırımlar bir önceki döneme (2006-2010) göre 3 kat artı ama özelleştirmeler sonrasında özel sektör tarafından yapılacağı ifade edilen yenileme ve genişleme yatırımı harcamaları, beklentinin aksine önceki dönem ve yıllara göre artmış tarifeler yoluyla tüketiciye tamamı yansıtılmıştır.
Bu noktada hemen altı çizilmesi gereken konu şudur: Özelleştirmeler ile özel sektör kendisinde var olan sermayeyi yatırıma dönüştürmeyip, bizzat faturalar aracılığıyla tüketicilerden tahsil ettiği kamu kaynağı ile bu yatırımları gerçekleştirme yoluna gitmektedir.
Dağıtım şirketleri çoğunlukla yatırımlar için öz sermayeleri yerine dolar veya dövizle kredi kullanarak yapmakta bu yatırımların bedelini 10 yıl içerisinde eşit taksitlerle elektrik faturalarına yansıtarak tahsil etmekteler.
Özellikle tarife metodolojisi içerisinde yatırımlar için şirketlerin kullandığı kredilerin faizlerinin bile tarife yoluyla tüketicilerden tahsil edilmesinin öngörüldüğü dikkate alındığında özelleştirme için ortaya atılan yatırıma kaynak ihtiyacı iddiasının hiçbir geçerliliğinin olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
Dağıtım tesisi yatırımlarının teknik, ekonomik ve fiziki yeterlilikleri denetimden yoksun bırakılmıştır.
Denetim sorunu halen sürmekte, TEDAŞ’ta ve EPK da yeter sayıda deneyimli elektrik mühendisi kalmadığı için denetimin tam olarak yapıldığı söylenemez.
Ne yazık ki elektrik dağıtım ve elektrik üretim tesisleri için özelleştirme süreciyle ortaya çıkan denetimsizlik ortamı, İsparta’da olduğu gibi ülkemize gelecek yıllar için ciddi bir tehdit yaratmaktadır.
Özelleştirmenin temel hedeflerinden biri olarak sunulan kayıp/kaçak miktarında azalma iddiası ise tamamen çürümüştür.
Kayıp kaçak hedefleri tüketici üzerine yük olacak şekilde ve kabul edilemeyecek nedenlerle artırılmıştır.
Ne yazık ki özelleştirme ihalelerinin yapıldığı 2010 yılından itibaren şirketlerin 5 yıl sonunda kayıp kaçak hedeflerini gerçekleştirmeyen dağıtım şirketlerine EPDK tarafından gerekli parasal cezaların neden verilmediğinin sorgulanması gerekirdi.
Dağıtım şebekesi varlıklarının verimli işletileceğine yönelik söylemler bugün için karşılıksız kalmıştır.
Teknik kalitenin artırılması, tüketiciye yük olma pahasına tarifeye yansıtılan daha fazla dağıtım tesisi yatırımı yapılarak sağlanmaya çalışılmış, periyodik bakım onarım çalışmalarına yeteri kadar önem verilmemiştir.
Elektrik dağıtım sistemine sunulan elektrik enerjisinin tedarik sürekliliği göstergelerine esas oluşturan, tüketici başına kesinti süresi ve sayısı kamuoyu denetiminden uzak dağıtım şirketi beyanına bırakılmış.
Dağıtıcı şirketlerce satışı yapılacak enerji bedelinin tespitinde sorunlar yaşandığı görülmektedir.
Konuya ilişkin yasal düzenlemelere karşın Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından enerji dağıtımı yapacak şirketlerin uygulayacakları satış fiyatlarının tespiti ve güncellenmesine ilişkin bir formül geliştirilememiştir. (4628 s.k./ 4.md. 6446 s.k./17. md.)
Satış fiyatını belirleyecek maliyet ve hizmet bedelleri konularında yerleşik bir uygulama bulunmamaktadır.
EPDK’nın elinde; dağıtıcı şirketlerin hizmetlerini yerine getirebilmek için ihtiyaç duyacakları işçilik, taşıt, araç/gereçleri vb. maliyet unsurlarını kapsayan birim fiyat esaslarına göre belirlenmiş genel analizlerin bulunmadığı veya bu tür formüllere ihtiyaç duyulmamış olduğu için kullanılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu uygulamanın doğal sonucu olarak enerji satış fiyatının, EPDK tarafından; geliştirilmiş teknik hesaplamalara bağlı kalınmaksızın, bu bağlamda Enerji Piyasası Kanununda açık/seçik belirtilmiş maliyet unsurları dahi gözardı edilerek satış fiyatının pazarlık suretiyle belirlendiği (onaylandığı) anlaşılmaktadır.
