Öğleye kadar harmanda düven sürer, öğlen yemek molasında köyden veya yayladan eşekle gelen azıkları yemek için bir saat paydos yapardık. Atları sulamak için ırmağa, pınara, çaya biz götürürdük. Yemeği yedikten sonra babam amcam öğlen uykusuna yatar, atlar dinlenirken başlıkları, ağızlarındaki gemleri çıkartır buğday, arpa, çavdar harmanda ne sürülüyorsa onu yiyerek karınlarını doyururlardı.
Biz de bu yemek molasından yararlanarak Osman ve harmandaki diğer çocuklarla birlikte çaya veya ırmağa giderek soyunarak bulduğumuz suda çimer, yıkanır su derin ise yüzmeye çalışırdık. Yemek ve dinlenme sonrası babam atları düvene koşar başlığını takar düven sürmeye başlar bizim suda yüzmemize müsade ederdi.

Babam yaklaşık yarım saat düven sürdükten sonra gelin diye seslenir veya işaret ederdi. Biz de harmanı çevireceğini anlardık. Hemen sudan çıkar ıslak ıslak donumuzu, gömleğimizi ve pantolonumuzu yolda koşarak giyer harmana varırdık.
Ben ve kardeşim Osman ikimiz de, iki düğenin üzerine çıkar atları kamçılar, düğen sürmeye başlar, üzerimizdeki ıslaklığı düvende kuruturduk.
Harman yeri tarlaların birbirine yakınlığını göz önüne alarak iki veya üç yerde olurdu. Harmanın birinde buğday, arpa, çavdar saplarının sürüp malama savurulacak hale getirdikten sonra öbür harmana gider orada düven sürmeye başlardık.
