
Hasan Hüseyin Başaran
Babaannem

Ben onsekiz aylık iken beşinci kardeşim Osman doğmuş. Köy yeri, annem beş çocuğuna mı bakacak, ev işlerini mi yapacak, tarlaya, bostana, harmana mı gidecek…
O zaman dedem ve babaannem (Emine Annem) Konya’da oturuyormuş.
“Ali Kemal’e biz bakar büyütürüz” demişler. 2,5 yaşında iken köyden Konya’ya babaannem ve dedem’in yanına getirilmişim. Hiç bir anne 30 aylık bebeğinden ayrılmak istemez, ama şartlar öyle gelişmiş. 5 çocuk ve köy hayatı bu ayrılığa sebep olmuş.
Annem Konya’ya giden çocuğunu çok özlemesine rağmen yapacağı bir şey olmadığını bildiği için gizli gizli ağlarmış. 6. kardeşim Hilmi’de Osman’dan 18 ay sonra doğmuş. Toplam üç kız, üç erkek 6 kardeş olmuşuz.
Rahmetli babaannem beni 9 yaşına kadar büyüten Emine Başaran.
Dedem Hasan Hüseyin Başaran ile babaannemin (Emine Annem) Konya Abdülaziz Mahallesi’nde, Şirin Hanım çeşmesinin arkasında ilk sokağın içerisinde bahçeli iki katlı bir evi vardı.
Babaannem çok çalışkan bir hanımdı. Başaralı konağında büyümesine rağmen çok güzel yemek pişiren, temiz ve titiz bir hanımefendi idi. Evimizin bahçesine soğan marul ve sebze ekerdi. Köyde tarlaya dikmek için domates, biber, salatalık fidanı yetiştirirdi. İlkbaharda demet demet köye gönderirdi.
Dedem ve babaannem beni çok severlerdi. Belki altı yaşındayken Başaralı konağının çatısından düşerek ölen çocukları Ali amcamın ismini verdikleri için veya ilk erkek torunları olduğum için mi bilmiyorum ama beni çok severlerdi.
Ellerinden geldikleri kadar o günün ekonomik şartları içerisinde çok iyi bakar, yedirir, içirir, giydirirlerdi.
Babaannem akrabaları, hemşehrileri, ahbapları, tanıdıklarını ziyaret etmeyi çok severdi. Beni de bu ziyaretlere hep götürürdü. Ayrıca hanımlar arasında gün adını verdikleri toplantılara yeni elbiselerimi giydirir beraber giderdik. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle ayağının birisi yarım basar aksardı ama ziyaretlerini hiç aksatmazdı.
Dedem Küçük Hacı Osman Ağa’nın torunu, Kara Mehmet Ağa’nın oğlu Hasan Hüseyin Başaran. (Hasan Hüseyin Efendi) Bizim kendisine dede değil “Efendi Baba” dememizi isterdi. Çocukluğu ve gençliği dahil yaşantısının büyük bölümünde ekonomik sıkıntı çekmeden yaşamış, 1928 yılında Konya Ticaret Odası’na ihracatçı olarak kaydını yaptırmış o yıllarda yurt dışına yün, tiftik, tütün ihracatı yapan kişiymiş. Konya’da da toptan buğday, yün, tiftik ticareti yapıyormuş.

3 yaşındayken resmi. Yıl 1951
Dedem, amcası ve kayınbabası Başaralızade Mustafa Efendi’nin, Mustafa Kemal Atatürk’le Kurtuluş Savaşı öncesi başlayan dostluk ve arkadaşlıkları devamında kurulan CHP’de görev almış.
İsmet İnönü ile birlikte yıllarca aktif siyaset yapmışlar. Amacı, tek parti döneminde Konya’ya, çevresine yapılacak yatırım ve hizmetlere öncülük yapmak olmuş. Ailesinin ve kendisinin ekonomik durumu çok iyi olduğu için siyasi hayatı süresince Konya’ya gelen misafirleri ağırlama görevi hep dedemin olmuş.
Günümüzde siyaseti ekonomik kazanç kapısı olarak gören kişiler gibi yapmamış. “Veren el, alan elden daima üstündür” Hadisi Şerifine uygun olarak siyasette ve normal hayatında daima veren olmuş. Halka hizmeti Hakka hizmet telakki ederek yıllarca siyaset yapmış.
Tek parti döneminde CHP Konya İl Yönetim Kurulu üyeliği görevini yıllarca yapmış. 1930’lu yıllarda Konya İl Genel Daimi Encümen Üyeliği’nde bulunarak hizmet etmeye çalışmış. Kendisi medrese tahsili yapmış. Cuma günleri bizim köyümüzde ve çevre köylerde hatiplik görevini üstlenmiş, istiklal madalyası sahibiydi.
Dedem benim hatırladığım zamanlarda takım elbisesini giyer, kravatını takar, göğsüne altın zincirli köstekli saatini takar, fötr şapkasını ve paltosunu giyer sokağa öyle çıkardı.
O yıllarda çocuklar için hazır takım elbise yoktu. 5-6 yaşlarındayım beni özel terzisine götürdü, bana elbise dikmesini söyledi. Elbise ölçümü aldırdı. Kruvaze yakalı ceket, pantolon takım elbise diktirdi. Bu elbiseyi giydirip fotoğrafçıya götürmüş resmimi çektirmiş.
