Köyden gelip 6 ay içerisinde 4 ev değiştirmemize rağmen Sanat Okulu’nun 1. sınıfında arkadaşlarımıza ve çevremize uyum sağladık. Büyükşehir Belediye Binası’nın olduğu yerde Köse’nin tarlası, Yapıcı İş Merkezi’nin olduğu yerde Silleli Yapıcı’nın bahçesi, Demirci, Kemerli, Nüve İş Merkezlerinin olduğu yerde Demirci’nin bahçesi, Hazım Uluşahin İş Merkezi’nin olduğu yerde de Hazım’ın bahçesi vardı.
Bu bahçelerin ortasından büyük kısmı bizim köyden gelen Meram çayının bir kolu akardı, bahçeler bu su ile sulanırdı. Bahçelerin içinde başta kayısı, elma, armut olmak üzere çeşitli meyve ağaçları vardı. Her bahçe yüksek yüksek duvarlarla çevrili idi. Bu bahçeler içerisinden akan ırmağa teyzemin en küçük oğlu ırmak başında oynarken düşmüş. Su, çocuğu önünde sürüklemeye başlamış. Son evin çocuğu görmüş annesine haber vermiş. O da kolundan yakalamış, dışarı çıkartmış. O kadının kurtardığı teyzemin çocuğu İlahiyat Fakültesi’nde Hadis Profesörü olarak yıllarca ders veren Bilal Saklan’dı.
Cumartesi öğleden sonra okul tatil olunca Köse’nin bahçesinde top oynamaya başlardık. Yanımızda annemiz, babamız bizi kontrol edecek, sorgulayacak kimse olmadığı için yoruluncaya kadar top oynardık.
Eve gelince rutin akşam yemeğimiz bulgur pilavımızı pişirir, yer karnımızı doyururduk. O yorgunluk ve mahmurlukla, Osman’la birbirimizi kontrol ederek pazartesi gününün derslerine çalışırdık.
